|
Almanya’daki en nüfuzlu haber organlarından biri sayılan
“Almanya Dalgaları” Radyosunun 21.08.2006 tarihli
programında mezkûr radyonun muhabiri Sayın Aleksandır’ın,
Merkezi Almanya’nın Münih şehrinde bulunan “Doğu
Türkistan Enformasyon Merkezi” ni ziyaret ederek
gerçekleştirdiği sohbetin içeriği yer aldı. Bu sohbetin
tam metni “Almanya Dalgaları” radyosunun internet
sayfasında “Uygurlar Terörist Değil” başlığı altında
yayınlandı. Bu metnin yanında da Doğu Türkistan’ın Tarım
Bölgesindeki Petrol Yataklarının görüntülerine yer
verildi.
Sayın Aleksandır tarafından kaleme alınan bu makalenin
baş tarafında şöyle denilmektedir:
“Uygur Bağımsızlık Teşkilatlarının gerçekten El-Kaide
örgütü ile ilişkisi bir var mı? Çin hükümetinin bu
cihetteki bakışını Uygurlar kesinlikle reddetmekte ve
bizler Müslümansız fakat Uygur halkı barıştan yanadır,
barışseverdir. Biz yalnızca bağımsızlık istiyoruz
demektedirler.”
Makalede yine şöyle denilmektedir:
İngiltere ile Almanya’nın teröristlerin tehditlerine
uğraması ile bütün dünyada bir defa daha terörizme karşı
mücadele dalgası yayıldı. Çin’de terörizme karşı
seferber oldu. Fakat onların asıl hedefi Çinin
Kuzey-batı kısmında yaşamakta olan ve Uygurların teşkil
ettiği bu Müslüman halk kendilerinin ezilmekte oldukları
duruma sert tepki göstermektedirler. Özellikle de genç
Uygurlar bağımsızlığı şiddetli biçimde talep
etmektedirler.(i.g) Fakat Çin hükümeti ise, “Vatanın
bütünlüğü prensibi” nden vazgeçmemektedir.
Bay Aleksandır söz konusu makalesinde; Fabrika, maden,
atölye ve çok katlı binaların çoğalmasıyla Ürümçi
vilayetinin milli özelliğini yok ettiğini fakat, şehrin
arka sokaklarında mescitlerin çoğalmakta olduğunu,
Uygurların ise, iftihar etme duygusu içinde dini
kimliklerini muhafaza etmekte olduklarını beyan ederek,
gerçi Ürümçi şehri yüksek binalarla dolmuşsa da fakat
burada Çinin deniz kıyısındaki iktisadi yönden kalkınmış
şehirlerindeki mamur manzaralardan zerre kadar bir eser
olmadığını, Ürümçi’nin kişi başına düşen gelirin de,
Çin’deki ortalama gelirin çok altında olduğunu, işsizlik
oranının da haddinden fazla çoğaldığını, temel
yapılaşmanın da çok gerilerde olduğuna vurgu yapmıştır.
100 küsur yıldan beri bu şehrin kendisine 2500 kilometre
mesafedeki Pekin ile o kadar da alakasının olmadığı
gerçeğine de değinmiştir.
Makalede, “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin
başkanı Abdulcelil Karakaş Efendi tercümanı olan
Taşmehmet aracılığı ile aşağıdaki değerlendirmeleri
ortaya
Koymuştur:
“Biz Uygurlar ikinci dünya savaşından sonra Çinin bizim
vatanımız olan Doğu Türkistan’ı işgal ederek
kendilerinin topraklarına ilhak ettiklerini unutmuş
değiliz. Biz kesinlikle 50 yılı aşkın bir süre önce
kaybetmiş olduğumuz bir varlığımızı, yani milli
bağımsızlığımızı talep etmekteyiz. Aynı zamanda
kendimize ait vatanımız, pasaportumuz, bayrağımız vardı.
Bizim bunlara ihtiyacımız var. Biz çok önceleri onlarla
yardımlaştık. Barış içinde yaşamak istiyorduk. Fakat
bizim bu isteklerimizi onlar reddettiler. Onlar bizlere
çok vaatlerde bulunmuşlardı. Fakat hiçbir vaatlerinde
durmadılar. Bizim özgürlüğümüzü ve dolayısıyla her
şeyimizi elimizden aldılar. Bu sebeple biz onlara
kesinlikle inanmıyoruz. Biz kesinlikle bağımsızlığımıza
inanmaktayız. Biz bundan sonra komünistlerle
görüştüğümüzde yalnızca bağımsızlık temelinde
görüşebiliriz.”
Bay Aleksandır makalesinde yine, Çin hükümetinin Doğu
Türkistan’a karşı yürütmekte olduğu siyasi ve iktisadi
politikalarından ve icraatlarından Uygurların şiddetli
şekilde rahatsız olduklarını, her ne kadar Çin
Anayasasında azınlık milletlerin kültürlerini, dini
inançlarını ve örf adetlerini koruyacakları yer alıyorsa
da, tam tersine azınlık milletlerin bu cihetlerdeki
özgürlüklerinin sert şekildeki yasaklara maruz kalmakta
olduğu, Pekin’in ise, “Serbest bırakırsak güvenliğimiz
tehlikeye girer” şeklinde bir anlayışla politika
yürütmekte olduğu, bu sebeplerle de Uygurların Otonomi
haklarının ağır şekilde engellemelerle karşılaşmakta
olduğu ortaya konulmuştur.
Söz konusu makalede Abdulcelil Karakaş Efendinin
tercümanı olan Taşmehmet ’in aşağıdaki sözlerine yer
verilmiştir;
“Eğer siz mescitlere girecek olursanız, ya da kendinizin
görüş ve düşüncelerinizi ortaya koyup, “Bana özgürlük
gerek!” diyerek sesinizi yükseltseniz derhal kendinizi
hapishanelerde görürsünüz. Çünkü biz bunları bire bir
yaşadık. Dini inanç özgürlüğü ise, asla mevcut değil.
Bay Aleksandır makalesini devam ettirerek şöyle
beyanlarda bulunmaktadır;
“Yalnızca dini ve siyasi cihetlerdeki baskılar değil,
iktisadi alandaki adaletsizlikler de Uygurların ölçüsüz
derecelerde ezilmelerine sebep olmaktadır. Bu gün
uğradığı talan yüzünden çıplaklaşan Doğu Türkistan
aslında yeryüzünün doğal zenginlikleri en fazla
bölgelerinden biri idi. Çin’in en büyük kömür ve petrol
rezervleri Doğu Türkistan’ın kuzey bölgelerinde yer
almaktadır. Fakat, burada yaşamakta olan halkların
gelirlerinde hiçbir artış görülmemektedir.”
Makalede yine, Doğu işe yerleşme cihetinde de Uygurların
çok ağır biçimde adaletsizliklere uğramakta oldukları,
hatta Üniversiteyi bitiren Uygurların dahi öz
yurtlarında iş bulamadıklarını, fakat Çinlilerin ise
taltif ve itibarlarla derhal işe yerleştirilmekte
oldukları da kaydedildi.
Bay Aleksandır makalesinin sonunda şunlara işaret
etmiştir.
“Uygurlarda mevcut umumi tepki gösterme durumunu Çin
hükümeti görmezlikten gelmektedir. Doğu Türkistan’ın
bazı bölgelerinde meydana gelen halk isyanları merkezi
hükümet tarafından sert şekillerde bastırılmaktadır.
Çin’in asıl endişesi, stratejik bakımdan kesinlikle
mühim bir ehemmiyete sahip olan bu ülkenin bölünerek
elden çıkacağıdır.
Çin hükümeti ise, Uygurların bütün bağımsızlık
teşkilatlarını El-Kaide örgütü ile birleştirmeye
çalışmaktadır. (i.g) Ve bu girişimini “Terörizme karşı
mücadele” diye adlandırmaktadır. Fakat onların bu
adlandırmaları Uygurların sert biçimde karşı çıkmalarına
uğramaktadır!”
Abdulcelil KARAKAŞ
Uygurcadan Çeviren: Mehmet Emin BATUR
|
|