|
“Yaratılanı severim yaratandan ötürü.” Yunus Emre’nin bu
anlamlı sözü gereği yaratılmış olan mahlûkların her
türlüsüne bir canlı gözü ile bakılır ve elbetteki onlara
da eziyet edenler kınanır, kınanmalıdır.
Fakat, hayvanların uğradığı eziyetler karşısında vaveyla
koparanların, kendilerini yerden yere atanların, hayvan
leşlerinin başında feryadı figan ederek göz yaşı
dökenlerin insanların uğradığı haksızlıklar karşısında
sergiledikleri biganelikler insan olan insanı şaşırtacak
türden bir davranış değil midir? Türkiye’den başlayarak
dünyanın hemen her tarafında zaman, zaman aynı
görüntülerle karşılaşmak mümkündür. Kimi dünya
ülkelerinde karaya vuran balinaların tekrar açık
denizlere dönebilmesi için çok büyük çabalar sarf
ediliyor, kimi ülkelerde bazı hayvan türlerinin yok
olmaması için çok astronomik maddi kaynaklar ayrılıyor
ve özel ekipler oluşturularak çalışmalar yapılıyor. Vs.,
vs., vs…Bu konu ile ilgili misaller daha da
çoğaltılabilir.
Türkiye’de her nedense ekonomik yönden doyuma ulaşmış,
yapacak başka bir şeyleri kalmamış ve kişisel egolarını
tatmin için arayış içinde olan bazı bayanlarında
hayvanları koruma derneklerinin yapılanmasında yer
aldıkları bilinmektedir. Söz konusu bayanlar insan
merkezli kurulan sivil örgütlerin çalışanlarından daha
fazla ön planda olup, hayvanların haklarını, sözde insan
haklarını savunmak için kurulmuş olan sivil örgütlerdeki
görevlilerden daha fazla bir heyecanla savunmaktadırlar(!)
Çünkü, zaman zaman televizyon ekranlarına yansıyan
hayvan hakları savunucularının görüntüleri bazı belediye
başkanlarını ve ülke yöneticilerini de sıkıntıya
sokabilecek derecede etkili olabilmektedir. Fakat,
ülkemizde faaliyet gösteren insan hakları ile ilgili
sivil örgütler ise, faaliyetlerini mağdur ve mazlum
insanların haklarını savunmaya tahsis etmek yerine başka
fraksiyonların faaliyetlerine katkı yapma vazifesi
üstlenmiş durumdadırlar. Bu sözde İnsan Hakları
Örgütleri ile hayvan haklarının ateşli savunucuları(!),
dünyanın dört bir yanında devam etmekte olan insan
hakları ihlallerine ne zaman vakit ayıracaklar doğrusu
merak konusudur.
Doğu Türkistan’da daha anne karnındayken yaşamlarına
müdahale edilerek iğne ile öldürülen bebeklerin hakları
yok mudur? Sadece insanca bir yaşam istedikleri için bin
bir türlü dünyaca ünlü Çin işkencelerine tabi tutulan ve
en kutsal hakları olan yaşama hakları ellerinden alınan
insanların hakları yok mudur? Her hangi bir hastalıktan
dolayı hastanelere tedavi için giden ve taburcu
olduklarında dünyanın en korkunç hastalığı olan AIDS
bulaşmış (Bulaştırılmış) olarak toplum içine salıverilen
insanların hakları yok mudur? Yazmış olduğu “Yabani
Güvercin” adlı bir Güvercin hikâyesi yüzünden Çin
devletinin utanmaz ve arlanmazca bir davranışla 10 yıl
hapse attığı Genç yazar Nurmuhammet Yasin’in adilce
yargılanmaya ve avukat tutabilmeye hakkı yok mudur?
Fakat ne yazı ki; şu anda yok işte…!
Dünyadaki hak ihlallerine karşı son derece duyarsız ve
taraflı bir davranış içinde olan sözde insan hakları
derneği mensupları ile ülkemiz hayvan severlerini(!) hiç
olmazsa içinde bulunduğumuz şu şiddetli soğukların hüküm
sürdüğü günlerde evsiz barksız sokaklarda kalan, izbe
köşelerde çaresizlik içinde kıvranan insanların
durumlarına da insanca bir yaklaşım göstermelerini
bekliyoruz.
Ülkemizdeki ve dünyadaki bütün insan hakları
derneklerini ve hayvan hakları için adeta kendilerini
paralayan hayvan hakları savunucularını, her türlü hile
ve desise ile dünyaya “Sahte ve kalitesiz Çin malı”
ihraç eden Çin devletinin Doğu Türkistan halkına karşı
yürütmekte olduğu ve iğrenç seviyelere ulaşan insan
hakları ihlallerine karşı tepki koymaya davet ediyoruz…
M. Batur
27.12.2005 |
|