|
Bir Hıristiyan misyoneri olan ve İngiltere'nin meşhur
ailelerinden birine mensup Celâleddin Lauder Brunton,
İslam akidelerini öğrenmesi üzerine Müslüman olmakla
şereflendi.
Ben, Hıristiyan bir anne ve babanın tesiri altında
büyüdüm. Genç yaşımda, ilâhiyat ile de meşgul oldum.
Misyonerlerle tanıştım ve onların yabancı
memleketlerdeki faaliyetleriyle yakından ilgilendim.
Doğrusunu söylemek gerekirse, din dersleri aldığım halde,
Hıristiyanlığın insanların günahkâr olarak dünyaya
geldiği ve dünyada muhakkak çile çekmesi gerektiği
inancı, bana çok garip geliyordu. Bu sebeple yavaş yavaş
Hıristiyanlıktan nefret etmeye başlamıştım. Zira ben,
kendisinde her şeyi yaratabilmek kudreti bulunan Allahü
teâlânın yalnız günahkar mahluklar yaratmasını, O'nun
kudret ve merhametine yakıştıramıyor, bunun için, Allahü
teâlâyı böyle ifade eden bir dinin hakiki olamayacağını
düşünüyordum. Acaba başka dinler bu hususta ne telkin
ediyor diye, diğer dinleri de araştırmaya karar verdim.
Kalbimde, adil, merhametli, müşfik bir ilâha büyük bir
ihtiyaç duyuyor, böyle bir Allah'ı arıyordum. Acaba, İsa
aleyhisselâmın getirdiği hakiki Nasrani dini bu
muydu?Yoksa Onun telkin ettiği temiz din, zamanla
bozulmuş muydu? Bunları düşündükçe, kalbimdeki şüpheler
çoğalıyor, İncil'i aldığımda her defasında içinde birçok
eksikler ve anlaşılmaz hususlar bulunduğunu görüyordum.
Sonunda, bende şu kanaat hasıl oldu ki, bu kitap İsa
aleyhisselâmın yaydığı hakiki dinin kitabı değildi.
İnsanlar, İncil'e birçok yanlış kaideler koymuşlar ve
Allahü teâlânın doğru kitabını bozmuşlardı.
Ben bu kanaate vardıktan sonra, artık misyonerle beraber
gittiğimiz memleketlerde rastladığımız insanlara,
elimizdeki İncili okuyacak yerde, başka telkinlerde
bulunuyordum. Onlara Tanrı, Tanrının oğlu ve Rûh-ul-kuds
gibi üçlü tanrıdan bahsetmek yerine, insanlarda, beden
öldüğü zaman ölmez bir ruh bulunduğundan, yaratıcının
insanları günahları sebebiyle hem bu dünyada hem de
ahirette cezalandıracağından, ancak çok merhametli olan
bu büyük yaratıcının, eğer insanlar yaptıklarına pişman
olursa, onların günahlarını affedeceğinden bahsediyordum.
Gün geçtikçe, artık tamamen tek Allaha inanmaya
başlamıştım. İşte o zaman, İslam dinini tetkik etmeye
başladım. Bu din, beni o kadar cezbetti ki, bütün günümü
ona vakfettim. Yalnız kaldığım zaman, Muhammed
aleyhisselâmın hayatını inceliyordum. Hazret-i Muhammed
gibi bir büyük Peygamberin, insanlığa yaptığı hizmetleri
öğrendikçe, O'nun peygamberliğini inkar etmenin imkanı
yoktu. Ve sonunda Müslüman olmayı kabul ettim. Artık
hayatımın sonuna vasıl oldum. Bundan sonra, ölünceye
kadar kendimi İslâmiyete hizmet etmeye adadım.
Herkese Lâzım Olan İman
19.11.2002 Turkiye
|