Haftalık Siyasi İlmi Gazete - Doğu Türkistan Haber Merkezi Yayını

Misyonerlikten Müslümanlığa...

 

Bir Hıristiyan misyoneri olan ve İngiltere'nin meşhur ailelerinden birine mensup Celâleddin Lauder Brunton, İslam akidelerini öğrenmesi üzerine Müslüman olmakla şereflendi.

Ben, Hıristiyan bir anne ve babanın tesiri altında büyüdüm. Genç yaşımda, ilâhiyat ile de meşgul oldum. Misyonerlerle tanıştım ve onların yabancı memleketlerdeki faaliyetleriyle yakından ilgilendim. Doğrusunu söylemek gerekirse, din dersleri aldığım halde, Hıristiyanlığın insanların günahkâr olarak dünyaya geldiği ve dünyada muhakkak çile çekmesi gerektiği inancı, bana çok garip geliyordu. Bu sebeple yavaş yavaş Hıristiyanlıktan nefret etmeye başlamıştım. Zira ben, kendisinde her şeyi yaratabilmek kudreti bulunan Allahü teâlânın yalnız günahkar mahluklar yaratmasını, O'nun kudret ve merhametine yakıştıramıyor, bunun için, Allahü teâlâyı böyle ifade eden bir dinin hakiki olamayacağını düşünüyordum. Acaba başka dinler bu hususta ne telkin ediyor diye, diğer dinleri de araştırmaya karar verdim. Kalbimde, adil, merhametli, müşfik bir ilâha büyük bir ihtiyaç duyuyor, böyle bir Allah'ı arıyordum. Acaba, İsa aleyhisselâmın getirdiği hakiki Nasrani dini bu muydu?Yoksa Onun telkin ettiği temiz din, zamanla bozulmuş muydu? Bunları düşündükçe, kalbimdeki şüpheler çoğalıyor, İncil'i aldığımda her defasında içinde birçok eksikler ve anlaşılmaz hususlar bulunduğunu görüyordum. Sonunda, bende şu kanaat hasıl oldu ki, bu kitap İsa aleyhisselâmın yaydığı hakiki dinin kitabı değildi. İnsanlar, İncil'e birçok yanlış kaideler koymuşlar ve Allahü teâlânın doğru kitabını bozmuşlardı.
Ben bu kanaate vardıktan sonra, artık misyonerle beraber gittiğimiz memleketlerde rastladığımız insanlara, elimizdeki İncili okuyacak yerde, başka telkinlerde bulunuyordum. Onlara Tanrı, Tanrının oğlu ve Rûh-ul-kuds gibi üçlü tanrıdan bahsetmek yerine, insanlarda, beden öldüğü zaman ölmez bir ruh bulunduğundan, yaratıcının insanları günahları sebebiyle hem bu dünyada hem de ahirette cezalandıracağından, ancak çok merhametli olan bu büyük yaratıcının, eğer insanlar yaptıklarına pişman olursa, onların günahlarını affedeceğinden bahsediyordum. Gün geçtikçe, artık tamamen tek Allaha inanmaya başlamıştım. İşte o zaman, İslam dinini tetkik etmeye başladım. Bu din, beni o kadar cezbetti ki, bütün günümü ona vakfettim. Yalnız kaldığım zaman, Muhammed aleyhisselâmın hayatını inceliyordum. Hazret-i Muhammed gibi bir büyük Peygamberin, insanlığa yaptığı hizmetleri öğrendikçe, O'nun peygamberliğini inkar etmenin imkanı yoktu. Ve sonunda Müslüman olmayı kabul ettim. Artık hayatımın sonuna vasıl oldum. Bundan sonra, ölünceye kadar kendimi İslâmiyete hizmet etmeye adadım.
 
Herkese Lâzım Olan İman

19.11.2002  Turkiye
 

 

©KIVILCIM- Her Hakkı Saklıdır..12/16/2002 14:25 webmaster@kivilcim.org