|
Bugün siyasi literatürde
Doğu Türkistan, "Sincan Uygur Özerk Yönetim Bölgesi"
olarak geçmektedir. Özerk yönetim, öncelikli olarak
merkezi yönetimin talep ve emirlerini değil, bölge
nüfusunun çoğunluğunu oluşturan halkın ihtiyaç ve
taleplerini göz önünde bulunduran, kısmi bağımsızlığa
sahip bir yönetim şekli olarak bilinir. Ne var ki, özerk
yönetimin Doğu Türkistan'da uygulanan şekli ile siyasi
literatürde yer alan söz konusu tarifi arasında pek bir
benzerlik yoktur. Her ne kadar çeşitli yönetim
kadrolarında Uygur Türkleri yer alıyor olsa da, bu
kişilerin halkın istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda
hareket etmeleri mümkün değildir, çünkü Uygurlar makam
sahibi olabilmekte ama asla otorite sahibi
olamamaktadırlar.
Doğu Türkistan halkının ihtiyaçlarını göz önünde
bulundurarak hareket etmeye kalkan bir yönetici, kısa
süre içerisinde görevinden alınarak cezalandırılmaktadır.
Çinli bir yönetici ile Doğu Türkistanlı bir yönetici
arasında çıkan herhangi bir anlaşmazlıkta ise,
cezalandırılan taraf her zaman için Doğu
Türkistanlılardır.
Doğu Türkistan'ın Çin için ne derece önemli olduğunu ve
bu topraklarda yaşayan insanlara yapılan baskıların
temel nedenini anlamak için, bu topraklardaki zengin
doğal kaynaklara bakmak ve bunların Çin ekonomisine
faydalarını incelemek yeterli olacaktır. Çin, sırf
zengin maddi kaynakları nedeniyle, bu toprakların gerçek
sahipleri olan Uygurlara her türlü ezayı yapmayı makul
görebilmektedir. Komünizmin karanlık ve dindışı
eğitiminden geçmiş nesillerin böyle insanlık dışı
davranışlara yönelmeleri ise aslında garip
karşılanmamalı.
Doğu Türkistan Halkına Yapılan Ekonomik Baskılar
Doğu Türkistan, tüm yer altı zenginliklerine ve
bereketli topraklarına rağmen, şu anda Çin'in en fakir
bölgelerinden biridir. Bu çelişki, Çin ekonomisinin
temel hammadde sağlayıcısının Doğu Türkistan olduğu göz
önünde bulundurulduğunda biraz daha anlaşılır bir hal
almaktadır. Doğu Türkistan'ın uranyum, doğal gaz, petrol,
altın gibi madenleri Çin'e transfer edilmekte ve bu
doğal kaynakların kullanımı her yönüyle merkezi
yönetimin denetimi altında tutulmaktadır. Bu kaynakların
gerçek sahibi olan Doğu Türkistan Müslümanlarının ise
"ne kadar üretim yapıldığı, kar paylarının ne olduğu"
gibi konularda bilgi edinmeleri dahi mümkün değildir.
Ekonomik baskı, Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı
soykırımın çok önemli bir parçasıdır. Bugün Doğu
Türkistan halkının büyük kısmı fakirlik içerisinde
yaşamakta, %80'inden fazlası da açlık sınırının altında
hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadır.
Bununla birlikte eğitim alanında sistemli olarak
uygulanan ayrımcı politikalar nedeniyle Müslüman Türkler,
kendilerini yetiştirip daha iyi iş imkanları bulmaktan
mahrum edilmektedir.
Doğu Türkistan'da iş sahalarının hemen hepsinin
Çinlilerin elinde bulunması nedeniyle, Müslüman halk
işsizlik sorunuyla mücadele etmektedir. Buna rağmen
hükümet bu bölgelerde çalışmak üzere Çin'in batısından
sürekli Çinli transferi yapmaktadır. Bu şekilde, bir
yandan bölgedeki nüfus dengesi Çin lehine bozulmaya
çalışılırken, bir yandan da Doğu Türkistan ekonomisi
denetim altında tutulmaktadır. Bu konudaki rakamlar da,
Çin'in baskıcı politikasını göstermesi açısından son
derece dikkat çekicidir: Urumçi'deki endüstriyel
işçilerin sadece 200 bini Uygur Türk'ü, geri kalanı ise
Çinlidir. Urumçi yakınında bulunan büyük bir tekstil
fabrikasında çalışanların sadece %10'u Türk'tür. Kaşgar
yakınlarında bulunan ve 12 bin kişi çalıştıran bir
fabrikada Uygurlu işçi sayısı sadece 800'dür. Urumçi
yakınındaki bir başka fabrikada 2.100 işçi çalışmaktadır,
ancak bunların sadece 13 tanesi Türk'tür. 1986'da
Poskam'da yeni bir petrol rafineri tesisi kurulmuştur,
burada çalışan 2.200 kişinin hepsi Çinli'dir.
Aynı şekilde 1989'dan itibaren, özellikle Tarım
Ovası'nda petrol aramak için gelen yeni şirketlerin
sayısı hızla artmış, ne var ki bu bölgede çalışan 20 bin
işçinin neredeyse hepsi Çinli nüfus arasından
seçilmiştir. Doğu Türkistan halkına karşı uygulanan bu
ayrımcı politika o derece ileri gitmiştir ki, bölgenin
tarihi, kültürü ve medeniyeti hakkında hiçbir bilgisi
olmayan Çinliler turist rehberliği görevini üstlenmeye
başlamıştır. Üstelik bu şekilde bölgeye gelen
yabancılara bilgi akışı da Çin denetimi altında
gerçekleştirilmekte, bir anlamda Doğu Türkistan
Müslümanlarının seslerini dünyaya duyurmaları
engellenmektedir. (Harun Yahya, Komünist Çin'in Zulüm
Politikası: Doğu Türkistan)
Müslüman Türklere yapılan bu zulümlerin sebebi olan tüm
bu inkarcı despotların ortak özelliği, kendilerine en
büyük düşman olarak hak dini ve bu dini yaşayanları
görmeleridir. Ve bu düşmanlıkları büyük bir öfke ve kine
dönüşmekte, çeşitli zulümlerle inananları imanlarından
döndürmeye çalışmaktadırlar. Ancak tüm bunları yaparken
unuttukları çok büyük bir gerçek vardır. O da herşeyin
sahibinin Allah olduğu ve zaferin sonunda muhakkak
Allah'ın ve inananların olacağıdır. Bu, Allah'ın
kanunudur, geçmişte olduğu gibi gelecekte de üstün
gelecek olanlar, Allah'ın izniyle, iman edenler
olacaktır:
"Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer)
bulacaklardır."
(Saffat Suresi, 172)
Thu, 3 Oct 2002
Harun Yahya
www.arastirma.org
|