|
Prof.Dr. Anıl ÇEÇEN
05 Mart 2003
Sovyetler Birliği yıkılana kadar Irak ülke bütünlüğüne
sahip diğer dünya ülkelerinden farkı olmayan bir yapıya
sahipti. Ama Sovyetler Birliği’nin dağılması ile beraber
ABD, bir Kuveyt provokasyonu ile Irak’ı savaşa
sürükledikten sonra, 1. Körfez Savaşı içerisinde Irak’ın
güneyini ve kuzeyini Bağdat’a yasak bölge olarak ilan
etti.
Bir anlamda fiilen Irak’ı üçe bölmüş oldu. Bu otorite
boşluğu çerçevesinde yaklaşık 10 senedir Kuzey Irak’ta
yeni bir devlet yapılanması ABD’nin koruyucu şemsiyesi
altında beslendi. Bölgede 4 ülkeye dağılmış olan Kürtler;
Suriye, İran ve Türkiye’de bağımsız siyasi bir
yapılanmaya gidemezken Irak’ta ABD’nin yarattığı fiili
durum nedeniyle Kürt gruplar bağımsız bir devlet
yapılanmasını fiilen ortaya çıkardılar.
Bu noktada ABD, NATO bağlantısı içerisinde olduğu
Türkiye’yi bir anlamda kullandı. Türk makamları da NATO
ittifakı nedeniyle ABD’nin bu harekatına karşı belirli
bir hoşgörü içerisinde davrandılar. Türkiye’nin ABD’ye
karşı anlayışlı ve hoşgörülü davranmasını, ABD’nin,
geleceğe yönelik emperyal planlar çerçevesinde bu
bölgede yeniden yapılanmaya doğru giderken, kendi
çıkarları açısından kullandığını gördük. Bugün bir
anlamda Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü tehdit
etmekte olan müstakbel Kürdistan Devleti’ni ABD,
Türkiye’deki demokrasiden, demokratik rejimin
imkanlarından yararlanarak ve AB sürecini kullanarak
bugünkü noktaya getirdi.
Kuzey Irak’ta, Barzani ve Talabani öncülüğünde
gruplaşmalar ve diğer Kürt aşiretler yavaş yavaş belirli
bir devlet çatısı altında bir araya gelmeye başladılar.
Kürdistan devleti fiilen kuruldu. Sıra hukuken
tanınmasına geldi. Bu noktada ABD’nin, ikinci bir Irak
savaşını gündeme getirerek, savaş sonrası bölgedeki
barış düzeni içerisinde Kürdistan’a da bir devlet olarak
yer vermeye hazırlandığını görüyoruz. Türkiye
Cumhuriyeti bu noktada iyi niyetinden dolayı kaybeden
taraf konumuna sürüklenmiştir. Kuzey Irak’ta, ABD ve
İsrail’in güdümündeki bu yapılanmalara karşı, Türkiye
ezici ve baskı uygulayıcı bir uygulamayı gündeme
getirseydi bugünkü durum ortaya çıkmayabilirdi.
Şimdi, ABD’nin gerçek niyetlerinin ortaya çıkmasından
sonra, Türkiye kendisi için bir anlamda bölücü tehdit
olarak ortaya çıkacak olan Kürdistan’ın hukuken
tanınmasına yol açacak olan savaş sürecine karşı
mesafeli davranmaktadır. Türkiye 10 yıllık bir
uygulamanın kendi aleyhine olduğunu gördükten sonra
artık ABD’nin Kürt grupları ayrı bir devlet haline
dönüştürmesi sürecine alet olmak istememektedir. Türkiye
yoğun bir Amerikan ve İsrail lobisi baskısı altında
kaldığından dolayı ABD’nin asker getirmesi ile ilgili
tezkere, son aşamada TBMM’de reddedilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti BM’ye üye bir anayasal devlet olarak,
kendi hükümeti ve parlamentosunun, kendi anayasası
çerçevesinde çalışmasını sağlamakla yükümlüdür. TBMM son
aldığı kararla Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal
çıkarlarını dikkate alarak, ülkeyi ve bölgeyi 3. dünya
savaşı macerasına sürükleyecek bir olaya Türkiye’nin
alet olmasını önlemek istemiştir. Ama Amerikan askerinin
Türkiye’den geçmesinin engellenmesinden sonra, Kuzey
Irak’taki Kürt grupların Türk bayrağı yakarak Türkiye’ye
karşı olumsuz bir yaklaşım sergilemeleri maalesef
geleceğe yönelik bir gerginlik ortamını
tırmandırmaktadır.
Türkiye şimdiye kadar ABD ve İsrail’e, Kuzey Irak’taki
Kürt gruplara ve Irak’a elinden geldiğince anlayışlı
davranmıştır. Her devletin ve Kürt grupların çıkarları
doğrultusunda Türkiye, uluslararası hukukta üzerine
düşen yükümlülükleri yerine getirmeye çalışmıştır. Fakat
bölgede yeni bir siyasi yapılanmada Irak’ın yıkılması
bölge dengelerini bozacağı için; Kürdistan’ın hukuken
tanınması İran, Irak, Türkiye ve Suriye’yi tehdit
edeceği için; Türkiye Kuzey Irak’taki Kürt gruplara
eskisi kadar tolerans gösterememektedir. Çünkü artık
tolerans dönemi bitmiş yeni bir siyasi yapılanma, mevcut
siyasal yapıları zorlama noktasına gelmiştir.
Tam bu aşamada Amerikan askerinin devreye girerek, bölge
ülkelerinin emperyal saldırılara karşı ve bölücü
tehditlerine karşı kendini koruma, savunma mekanizmasını
kullanmalarına şans bırakmak istememektedir. Bir anlamda
Amerika, İsrail ve destekçileri İngiltere elleri ile
besledikleri Kürdistan’ı bölge ülkelerini parçalamak
üzere gündeme getirmek istemektedirler. Türkiye şimdiye
kadar anlayış ve hoşgörü gösterdiği, yardım ettiği ve
bir anlamda çevre ve bölge ülkelerinden gelen tehditlere
karşı koruduğu, Kuzey Irak’taki Kürt gruplardan bu
aşamada maalesef olumsuz bir tutum görmektedir. Kürt
grupları; Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü tehdit eder
bir şekilde, Türk askerini, Türk Ordusu’nu düşman askeri
şeklinde tanımlayarak, Türkiye’ye yönelik gerçekten
beklenmeyecek olumsuz bir yaklaşım içerisinde hareket
etmektedir.
Bu çerçevede artık Türkiye’nin Kuzey Irak’taki Kürt
gruplara karşı eski toleransı göstermesi ve geçmişte
göründüğü gibi yardımcı olması beklenemez. Türkiye bir
ulus devlet olarak kendi anayasal yapısı çerçevesinde
kendi güvenliğini öncelikli düşünmek zorundadır. Devlet
olmanın asgari yükümlülüklerini, TC devletinin sorumlu
makamları yerine getirmek durumundadırlar. Bu çerçevede
ABD, İsrail, İngiltere ve Kuzey Irak’taki Kürt grupları
ile Türkiye’nin yolları ayrılmaktadır. Yeni bir durum
ortaya çıkmıştır. Yeni durumda Kürt grupları Türkiye’ye
düşmanlığı seçerlerken, Türkiye de bu çerçevede kendi
haklarını korumak üzere yeni politikaları gündeme
getirecektir.
www.haberanaliz.com |