M.Ö.220 ~

ana sayfa
Giris
Tarih
Cografya
Din-Dil
Kültür-Sanat
Ekonomi
Insan Haklari
Milli Mücadele
Düsünceler
Baglantilar
Irtibat

E-mail


   
   
   
   
   
   
DOGU TÜRKISTAN

DOĞU TÜRKİSTAN RAPORU - 2001

KOMÜNİST ÇİN HUKÜMETİNİN UYGURLARA UYGULADIĞI KANLI SÖMÜRÜ HAREKATLARI DAHA DA ŞİDDETLENMEKTE

     Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin Doğu Türkistan'daki insan haklarının Çin Hukümeti tarafından çiğnendiği konusunda uluslararası organizasyonlara sunmak için hazırladığı (özel rapor)
Çin coğrafyasının en batısında yer alan, Çin zemininin %1/6 sını oluşturan bu geniş zemin, Uygurların anavatanı - Çin işgalı altındaki- Doğu Türkistan olup, onun Çin tarafından verilen bugünkü adı sözde "Şinjiang Uygur Otonomiye Özerk Bölgesi" dir.
     Geniş toprak ve sayısız yerüstü ve yeraltı zenginliklere sahip olan Doğu Türkistan, bugün komünist Çin hakimiyetinin uygulaya gelen çirkin müstemlikecilik siyaseti sonucunda, sadece Çin'de değil, belki de tüm dünya çapında en cahil bir millet haline getirilmiştir.
     Bugünkü Doğu Türkistan'da, Uygurların %90ı çiftçilerden oluşur. Bunlar en basit ekim usülüyle, sadece erzak ve pamuk yetiştiren kölelik işlerine zorlanmış olup, bunların kişi başına düşen yıllık milli geliri ortalama 50 dolar bile değildir.
     21 . nci Asra girerken Doğu Türkistan'da, Uygurların sadece siyasi, ekonomik, kültürel ve dini açılardan hak ve hukuklarını ellerinden almakla kalmamış, aynı zamanda, onların yaşama ve nesil bırakma gibi hakları da ellerinden alınmıştır.
     Dünyada işgal ve istila devrinin sona erip, demokrasi yani milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin takdir etme prensiplerinin uluslararası bir düşünceye dönüştüğü günümüzde, işgalcı komünist Çin hakimiyeti bu uygar ve uluslararası düşünceye karşı hareket ederek Doğu Türkistan'daki baskıcı hakimiyetini sonsuza dek korumaya çalışmakta ve bu amacına ulaşmak için de bir taraftan Uygurların karşılık hareketlerini silah gücüne dayanarak kanlı bastırmakta, diğer taraftan da Uygurlara karşı katı bir şekilde kürtajı uygulayarak ve bunun yanında Doğu Türkistan'a çok sayıda Çinli göçmen yerleştirerek... sonuçta asimile yoluyla Uygurları tamamen yoketmeyi planlamaktadır.
     Şu an Doğu Türkistan'daki Çin hapishanelerinde kendi milletini sevmek ve kendileri için insani hak-hukuk aramaktan başka hiçbir suçu olmayan 100 binden fazla bi-günah Uygur azap çekmekte, vahşice işkencelere tabi tutulmakta ve adaletsiz mahkeme kararlarıyla grup grup öldürülmektedirler.
     Bu nedenle Doğu Türkistan'da Uygurların şu an karşı karşıya kaldıkları en önemli sorun sadece yoksulluk, gelişememe, yahut da normal insan hakları meselesi değil, belki bundan yüz kat daha önemli olan ciddi bir sorun yani komünist Çin istilacılarının amaçlı ve planlı bir şekilde uygulamakta olduğu bir ırkı tümüyle yok etmek gibi bir kötü niyetin kurbanları haline gelen, kendi milli varlıklarını koruma yolunda ellerinden geleni yapan bir mazlum milletin ölüm-kalım meselesidir.
     Siyasi tutuklulara ölüm cezası verme gibi insanlık dışı bir infazın, Çin coğrafyası içinde, sadece Doğu Türkistan'daki Uygurlara uygulanmaktadır ve Uygurlar karşı karşıya kaldığı bu durumun fevkal'âde tehlikeli bir boyuta ulaştığını görmektedirler.
Gerçi uluslararası af örgütü; Amerika, Almanya gibi devletlerdeki ilgili siyasi örgütler Komünist Çin hükümetinin Uygurlara karşı uygulamakta olduğu zorba siyaseti eleştirerek Çinlileri bu tür gayri insanî işlerine son vermeye çağırmış olsa da, Çin hükümeti bu eleştiri ve önerilerin hiç birine kulak vermemekte ve Uygurları hedef alan sindirme hareketini daha da artırmaktadır.
     Biz aşağıda Mart 2000 den bu yılın yarısına kadar ki zaman diliminde, komünist Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da Uygurlara karşı uyguladığı çeşitli sindirme hareketlerini, ezcümle topluca tutuklama ve öldürme hareketleri, hapishanelerdeki siyasi tutuklulara uygulanan vahşice zorbalıkları, dini inançların hor görülmesi, nesil kurutmayı amaçlayan sözde " Doğum kontrol Siyaseti" ... gibi insan haklarını ihlal etmeleri konusunda açık delil ve ispatları serdedeceğiz:

1. FAŞİZMİN YENİ ÖRNEĞİ

     Toplu Tutuklama ve Öldürme
     Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da yıllardan beri uygulaya geldiği sindirme hareketleri, sözde " Şinjiang Uygur Özerk Bölgesi" Baş sekreteri “Wang Liquan“nin " bini haksız yere tutuklansa tutuklansın ki milli bölücülerden bir tanesi bile serbest kalmasın" ve " milli bölücülere karşı uzun süreli bir savaşı devam ettirmek, onlara nefes aldırmamak ve yeniden baş kaldırma fırsatı vermemek ve onlara asla acımamak ... gibi faşizmce bildiri sonucunda geçen bir bucuk sene devamında " Büyük Temizleme" "Terörizme Sert Gözdağı Verme" adıyla aynen devam etti ve daha da güçlendirildi.
     Merkez ofisi Almanya'nın Münih şehrinde olan "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi" nin güvenilir kaynaklara dayanarak D. Türkistandan aldığı haberlere göre, mart 2000 den bu yılın ağustos ayına kadar olan bir bucuk yıllık sürede, Doğu Türkistan'ın Aksu, Hotan, İli, Kaşgar gibi Uygurların çoğunlukla yaşadığı yerleşim bölgelerinde " mili bölücü" " İllegal dini şahıs" ve "Terörist" gibi siyasi damgalarla tutuklanan Uygurların sayısı 10 binden fazladır. Bu süre zarfında Çin mahkemeleri tarafından idam cezasına çarptırılan, hapishanelerde işkenceden dolayı hayatını kaybeden ve çeşitli gösteri ve ayaklanmalarda vefat edenlerin sayısı takriben 1500 kişi olup, bu sayı sadece siyasi nedenle ölenlerle sınırlıdır.
     Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı bilgilere göre, 2000 yılı şubat ayının sonlarında, Doğu Türkistan'ın Aksu İline bağlı Üçturpan nahiyesinde meydana gelen 7 tane Çinli göçmenin öldürülme vakasından sonra, Çin hükümeti „Üçturpan“ nahiyesi ve „Aksu“ İlinin diğer 6 nahiye ve bir şehrinde 6 ay devam eden bir büyük operasyonu yapmıştır. Aksu şehrinde "operasyon"na Komando üssü kurulup, sözde "Şinjiang Uygur Özerk Bölgesi"( yani Doğu Türkistan'in siyasi işlerinden sorumlu bölge Eyalet Başkan Muavini „İsmail TİLİVALDI“ Aksu'ya gelerek bizzat operasyona başkanlık yapmıştır.
     Bu seferki büyük operasyon esnasında „Üçturpan“ nahiyesinden 600 den fazla Uygur zanla tutuklanmış ve çeşitli işkencelere tabi tutulmuşlardır.
     "Bay" nahiyesinde ise sadece bir ay içinde 400 den fazla kişi tutuklanmış ve 10-11 Mart tarihlerinde mahkeme kararı ilan edilip, içlerinden „Mahmut Turdun Siddik, Muhammed Hafiz, Muhammed Emin Gazi“... başta olmak üzere 11 kişiye idam cezası, „İsa Davut, Hasan Osman, Bahar Avut“ başta olmak üzere 18 kişiye ise müebbet hapis cezası verildiği ilan edilmiştir. Adının açıklanmasını istemeyen bir Uygur hakiminin bildirdiğine göre idam cezası verilenlerin cezası infaz edilmeden önce, bu Uygur hakimi bu seferki büyük operasyonunun baş komutanı olan „İsmail Tilivaldi“nın önüne gelerek "Kanunda bir anda 10 dan fazla kişiye infaz uygulamak yasaklanmıştır". Üstelik Müslumanların kurban bayramı yaklaştı, biranda 11 kişi idam edilse Uygurların daha fazla tepkisini çekebilir" dediğinde İsmail Tilivaldı ona cevaben "milli bölücülerle ilgili işlerde kanun maddelerine göre hareket edilmez. Uygurların tepkisini çekebilir diye korkarsak hiç de iyi olmaz bilakis idam cezasını hemen infaz ederek milli bölücüler ve onlara taraf çıkanların havasını yere vurmamız gerekir" demiştir. Sonuçta 10-11 Mart tarihlerinde Bay nahiyesinde "milli bölücü" " Terörist" gibi iftiralarla idama hükmedilen 11 Uygur aynı anda kurşuna dizilmiştir. Daha da korkunç olanı şu ki: idam edilenlerin cesetleri ailelerine geri verilmemekle kalmayıp, elbiseleri ve elleriyle ayaklarına takılan kelepçelerle birlikte toprak kazma makinalarıyla kazılan 4 metre derinliğindeki çukura üst üste atılarak gömülmüşlerdir. Ölenlerin cesetlerini akrabalarının çıkarıp götürmemeleri için cesetlerin karma karışık bir vaziyette gömülen çukurun üstü ve civardaki 100 metre karelik alan toprak taşıma makinesi ile karıştırılarak taşlanıp, cesetlerin gömüldüğü yer farkedilemez hale getirilmiştir. Yine de emin olamayan faşist hükümet bu yeri bir haftaya kadar polis ve jandarmalarına korutmuştur.
     Yine bu seferki büyük operasyonda Aksu Vilayetinin „Avat“ nahiyesinde 4 ayda 200 den fazla Uygur tutuklanmıştır. Bunlardan „Emin Tursun“ ismindeki kişiye idam cezası, „Ahmat Niyaz Ahmet, Tuniyaz Seyyit Emin“ başta olmak üzere 14 kişiye ise çeşitli şekilde hapis cezası verilmiştir. Tutuklanan diğer kişiler ise mahkemeye çıkarılmadan hapishanede çürümeye terkedilmişlerdir.
„Kuça“ nahiyesinde, 300 den fazla Uygur tutuklanmış, 29 Uygur'a da yakalanma emri çıkartılmıştır.
     "Şahyar" nahiyesinde ise tutuklama emri çıkarılan 17 Uygur'dan 11 i yakalanmış, 150 kişi ise tutuklanarak sorgulanmışdır.
"Aksu" şehrinde ise mart ayından haziran ayına kadar olan üç ay zarfında aşağı yukarı 400 den fazla Uygur Türkü tutuklanmış olup, bunlardan 8 ine idam cezası, 68 neferine ise çeşitli oranlarda hapis cezası verilmiş, geri kalanlar ise tutuklu halde bırakılmıştır.
"Unsu" (Eski Aksu şehri) Nahiyesinde 300 den fazla Uygur tutuklanmış olup, bunlardan 55 kişiye " İllegal dini grup" denen iftira ile 7 yıldan 25 yıla kadar değişik oranda hapis cezası verilmiştir.
     Yine aynı nahiyede Çin emniyet müdürlüğü " siyasi suçlu" diye haklarında yakalanma emri çıkarılmış olan „Yasin İskender“ ve Uygur Özerk Bölgesi Emniyet müdürlüğünce siyasi suçlu ilan edilerek tutuklama emri çıkarılmış olan „Ayniyaz Han İbrahim“ isimli genç Uygur kadını 3 mayıs günü Çin polisleri tarafından tutuklanmasından 2 sene sonra infaz edilmek üzere idam cezasına çarptırılmıştır.
     Bunlar 2000 yılının mart ayından haziran ayına kadar ki zaman zarfında „Aksu“ vilayetinde yürütülen "büyük operasyon"da suikast’e uğrayan bir kısım kimselerin durumu olup, Çin hükümeti onların hepsine " milli bölücü , aşırı dinciler, Devleti parçalamaya çalışanlar" ve " Terörist"... gibi mesnetsiz siyasi suç yüklemiştir. Gerçekte ise onların mutlak çoğunluğu Çin Hükümetine karşı hiçbir suç işlememişlerdir. Onlar sadece kendilerinin dini ve milli inançlarına sadık, Çin zulmüne karşı , kendi milletinin kaderini kendilerinin diyiştirmeye adamış, vicdanlı, gururlu ...kişiler olup Çin hükümeti Uygurların bu tür düşüncede olmalarını bile kendileri için büyük bir tehdit olarak görmektedir.
     Örneğin bu yıl nisan ayında tüm Çin genelinde "Sert darbe verme operasyonu" başlamıştı. Gerçi Çin daireleri bu seferki operasyonu" Toplumdaki her tür gruplara ve her çeşit suç hareketlerine darbe vermeyi amaçlıyor" diye anlatmış olsa da, Pekin hükümetinin bu konudaki emri gelir gelmez operasyonun yönü değişerek tamamen siyasi şekle girmişdir.
     Şinhua haber ajansının nisan ayında yayınlamış olduğu bir haberine göre sözde " Şinjiang Uygur Özerk bölgesi" nin bölge reisi „Abdulahad Abdureşit“ bu seferki "Sert darbe verme" operasyonunun Uygur bölgesinde nasıl yürütüleceği konusunun altını çizerek " milli bölücüler Şinjiangdaki en başta gelen kara grup ve en tehlikeli cinayetçiler topluluğudur. Bu nedenle bu seferki sert darbe verme operasyonun esas hedefi milli bölücüler olmalıdır" diye konuşmuştur.
Yine ayni haber ajansının bildirdeğıne göre: bu yıl 13 nisan günü Uygur Özerk bölgesini ziyaret eden Çin askeri lideri „Hou Tian“ ise askeri kısımlar ve sivil askerlerle yaptığı toplantıda " Şinjingda yerleşik resmi askerler ve sivil askerler birlikte hareket ederek milli bölücülere sert darbe indirmelidirler" diye konuşmuştur. Sözde Özerk bölgesinin emniyet müdürlüğü kendine bağlı tüm polis ve jandarmalara hemen yakalama emri verirken, Özerk bölge Devlet güvenlik mahkemesi ise yerli mahalli mahkemelerden derhal yargılama, acımasızca ceza verme ve kesinlikle hiç acımamayı istemiştir.
"Şin hua haber ajansının"nın bu seferki "sert darbe verme operasyon" konusunda yayınladığı haberi ve " Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı haberine göre nisan ayının yirmisinden 30 una kadar olan 10 gün içerisinde Doğu Türkistan genelinde birkaç bin Uygur Türkü tutuklanmış ve bunlardan 500 den fazlasının da hemen mahkemeye çıkarılıp, delilsız ispatsiz oldukları halde zan ve ithamla idam cezası, müebbet hapis cezası ve çeşitli ağır cezalara çarptırıldıkları bildirilmiştir.
     "Şin hua haber ajansının mayıs ayının ortalarında yayınladığı bir haberde ise Şinjiang Uygur Özerk bölgesi siyasi kanun komitesinin başkanı, Emniyet müdürlüğünün müfettişi „Jiang Shuming“ „Ürümçi“de toplanan 2. devrelik " sert darbe verme" harekatına başlama toplantısında konuşarak: Nisanın 20 sinden mayısın 10 una kadar olan yaklaşık bir aylık darbe verme operasyonunda 3701 suçun ihbar edildiği, 3518 suçlunun tutuklandığını bildirmiştir. Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin bilgilerine göre onların %80 inden fazlası siyasi nedenle tutuklanan Uygurlar olduğu anlaşılmıştır.
O dönemde tüm mahalli mahkemeleri tarafından idama hükmedilen ve çeşitli oranda cezaya çarptırılan bir kısım kimselerin durumları aşağıdaki gibidir:

KAŞGAR BÖLGESİNDE

20 Nisandan 29 Nisana kadar olan 9 gün içinde 500 den fazla Uygur tutuklandı. 26 Nisan günü Kaşgar şehrinde toplanan halka açık mahkeme oturumunda Abdulhamit Muhammed ve Ahmet Tursun başta olmak üzere 6 Uygur idam cezasına ve 153 Uygur ise çeşitli oranlarda hapis cezasına çarptırılmıştır.

İLİ BÖLGESİNDE

21 Nisan Tarihinde İli Adli Ceza mahkemesi Gulja Şehrinde halka açık oturum yaparak „Tudahun Turdi, Dilşatbek Tursun ve Azat Munar “ başta olmak üzere 13 Uygur gencine " İllegal Dini Grup" ve " Milli Bölücü"... gibi ithamlarla idam cezası verilmiş ve aynı gün idam cezası infaz edilmişdir.
28 Nisan günü ise Gulja şehri civarındaki yeni yer köyünden Savutjan ve Abdulhamit Karim başta olmak üzere 4 Uygur genci "Milli bölücülere yardım etmek"... ithamlarıyla tutuklanmışlardır.

KORLA BÖLGESİ

17 Nisan günü Korla şehrinde halka açık yapılan mahkeme oturumunda „Tahir Avut ve Enver Nasir „ başta olmak üzere 6 Uygur'a
"Milli Bölücü" ve "İllegal dini faaliyette bulunan aşırı dinci" ithamlarıyla idam cezası verilmiştir.

HOTAN BÖLGESİ

     Sözde "sert darbe verme" operasyonu başlatılarak daha ilk 10 günde Çin polis teşkilatı Hotan genelindeki ilçe ve köylerde ev-ev arama-tarama yaparak çok sayıda günahsız Uygur'u "Milli bölücülerle ilişkisi var" bahanesiyle tutuklayıp, 28 nisan günü Hotan şehrinin Bahçe köyünde mahkeme oturumu yaparak „Abdurreşit Ubulhasan, Ahat Niyaz Metruzi ve Tursun Ömer“ başta olmak üzere 16 Uygur " terörist" " illegal aşırı dinci" gibi ithamlarla suçlayarak 2 yıldan 4 yıla kadar geçici hapis cezasına çarptırılmışladır.

TURPAN BÖLGESİ

     24 Nisan günü Turpan Şehir ve Vilayet Adliye mahkemelerinde aynı saatlerde oturum yapılarak "Devleti Bölmeye Çalışmak" ve "kanunsuz dini faaliyette bulunmak" ... gibi ithamlarla suçlanarak „Tohti Habibullah adında bir kişiye idam cezası, Abdussemet Bekir,Veli Abdurrahman ve Mümin Kadir“ ... başta olmak üzere 13 kişiye çeşitli süreli hapis cezaları verilmiştir.
     Yine 29 Nisan günü Turpan bölgesine bağlı „Toksun“ Nahiyesinde halka açık mahkeme oturumu yapılarak „Gani Tursun ve Osman Menglik“ başta olmak üzere 24 Uygur " İllegal dini faaliyette bulunmak" ve "aşırı dinci" ...gibi siyasi ithamlarla çeşitli oranlarda süreli hapis cezalarına çarptırılmışlardır.

AKSU BÖLGESİ

     27 Nisan günü Aksu Vilayetinin Adliye halk mahkemesi Aksu şehrinde sözde "sert darbe Verme" operasyonuyla ilgili olarak halka açık oturum toplantısı yapılarak „Abdulhak Göcek ve İsa Tohti“ başta olmak üzere 5 Uygur-u "Devleti parçalamaya çalışmak" ve " Terörist"... gibi ithamlarla idam cezasına çarptırdıktan sonra, bunlar 122 araba eşleginde 400 den fazla polis ve 300 asker arabaya alarak şehrin tüm caddelerini dolaştırarak Uygurlara karşı büyüklük taslama gösterisi yaptıktan sonra infaz alanına çıkartıp kurşuna dizdiler. Cesetler ise ölenlerin akrabalarına verilmeden derin çukurlara bir birinin üzerine atılarak gömülmüştür.
Demek ki Çin hükümeti, Doğu Türkistan'da sözde "Sert darbe verme" operasyonunun başladığı kısa bir zaman dilimi olan 10 gün gibi kısa bir zaman içinde, (20-29 Şubat 2001) o kadar çok günahsız, masum Uygur Türkünü hapishaneye atarak, öldürerek ve cezalandırarak 21. y.yıl faşizminin tek lideri ve katillikte şampiyon olmuştur.
     Fakat tutuklama ve öldürme hareketi bu bir seferlik operasyonla bitmedi. Bilakis "1.nci operasyonda yakalanmayanları tutuklama ve cezalandırma" adıyla sonraki aylarda da sürekli bir şekilde devam etti ve hala da devam etmektedir.
Örneğin "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgisine göre 5 Mayıs günü İli Vilayetindeki Adliye Mahkemesince „Abdulhamit Abbas“ adındaki bir Uygur genci "Milli Bölücü" ve "Devleti bölmeye çalışmak"... gibi ithamlarla kurşuna dizilerek öldürülmüştür.
     19 Haziran günü Gulja şehrinde mahkeme oturumu yapılarak „Abdulkadir Hamit“ adındaki bir genç idama hükmedilirken, 35 Uygur genci ise çeşitli oranlarda ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır.
Bunlara yüklenen suç ise: sözde "Cinayet" " Milli Bölücü" "İllegal Aşırı Dinci" " Devleti parçalamaya çalışmak "... gibi ithamlardan başkası değildir.
     Yine "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre 25 Haziran günü Ürümçi şehrinde Şehir Adliye Mahkemesi oturum toplantısı yaparak „Osman Hemit ve Mehmet Rahmanlara“ "Dış devletlerden bombalama teknolojisini öğrendikten sonra, mili bölücülere öğretti" denen ithamla idam cezası vermiş ve aynı gün infaz edilmiştir.
     Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin istatistik bilgilerine göre Komünist Çin Hükümetinin bu sefer Doğu Türkistan'da yürüttüğü sözde "sert darbe verme" adıyla uyguladığı bil umum sindirme hareketinin ilk 2 ayında – yani Nisanın sonundan Haziranın sonuna kadar olan sürede - Doğu Türkistan genelinde siyasi nedenlerle tutuklanan Uygurların sayısı birkaç bine, çeşitli sebeplerden ötürü birbirinden farklı oranda geçici müddetlerle hapis cezası verilenlerin sayısı 500 kişiye, idam cezası verildikten sonra infaz edilenlerin sayısı ise 100 e ulaşmıştır.
     Şimdi ise Çin Hükümeti, Doğu Türkistan'da sonu gelmez " sert darbe verme" , " Büyük Temizleme" ... gibi adam avlama operasyonları yaparak, bigünah Uygurları istedikleri gibi tutuklama ve cezalandırma esnasında " çocukları için anne-babasını, kocası için eşi ve çocuklarını cezalandırma gibi" rezil, zalimane ve iğrenç yollara başvurmaktadır.
     Örneğin "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre 1999 yılındaki "Hoten milli karşı koyma hareketi"nin önemli liderlerinden biri olan „Abdullah Bey“ kasım 1999 yılında tutuklanıp, bu yıl 3 şubat günü Hotan Şehir Adliye Mahkemesince müebbet hapis cezasına çarptırılmış ve ömür boyu siyasi haklarından mahrum bırakılmıştır. Aslında „Abdullah“ Bey hakkında haziran 1999 da tutuklama kararı çıkarılmış olup, tutuklanmadan önce kendisi saklandığı 5 ay zarfında ve tutuklandığından şuana kadar geçen 2 seneden daha fazla bu zaman zarfında Çin Polis teşkilatı onun yaşlanmış anne - babasını ve eşini 3 er ay cezaevine koymuş ve çok feci ve vahşi bir şekilde sorguya çekerek oğlunu bulmaları için sıkıştırmışlar, eziyet etmişler, ev-barklarına, mal-mülküne el koymuşlar. „Abdullah“ Beyin ağabeyi „Emin Tohti Ebey“e de ayni şekilde eziyet etmiş ve onun da mal - mülküne el koymuşlar. Abdullah bey yakalanmadan önce ve yakalandığından bu yana geçen 2 yıl içinde,onunla ilişkisi var diyerek 400 den fazla kişi tutuklanmıştır. Bununla da yetinmeyen zalim hükümet, bu kimselerin mal-mülküne el koymuş,ev-barklarını ateşe vermiştir. Bunların evsiz baraksız kalan ailesine yardım elini uzatan 27 kişiyide cezalandırarak, onların her birine yardım eden miktarın 5 katını ödeme cezası vermişlerdir.
     Ayni şekilde istilacılığın zulmünü çeken, bugün hür ve müstakil yaşamakta olan insanlar için bu iç acıtıcı vakalar güya bir korku hikayesi gibi ya da orta çağın karanlık tarihi kıssaları gibi gelebilir. Lakin bunlar gerçektir, üstelik bugünkü Doğu Türkistan Uygurları için çok sıradan bir olay haline gelen yüzlerce gerçeklerden sadece biri.
Komünist Çin hakimiyetinin Uygurları hedef alan baskı ve hakaretle eş siyaseti, sadece Doğu Türkistan topraklarında değil, ayni zamanda Çinin iç eyaletlerine de yayılmaktadır. Çin hükümetinin Uygurları "Terörist, Hırsız, Mafya" ...göstermek için yürüttüğü çirkin büroşürleri sonucunda Çinin iç eyaletlerinde sayıları zaten çok az olan Uygur tüccarlar ve öğrenciler, Çin polis teşkilatının ve yerli Çinlilerin istedikleri gibi horlama ve yağmalamalarına maruz kalmaktadırlar.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre 7 temmuz 2000 tarihinde Pekinde yaşayan Uygur tüccar “Kayyum Yasin“ polis tarafından ani baskınla tutuklanıp 15 Temmuzda polisler onun cesedini getirmiştir. Ölüm sebebi konusunda hiçbir şey açıklamamışlar, fakat sonradan onun polislerce dövülerek öldürüldüğü anlaşılmıştır.
     Yine bu sene 20 Şubat günü Çinin „Şenjin“ şehrinde sokakta yürüyen 2 Uyguru Çin polisleri sebepsiz yere acımasızca döverek ölecek duruma getirmiştir. Buna kızan Uygular ilgili makamlara şikayet etmişlerse de onların derdini dinleyecek hiç kimse bulamamışlardır.
     Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin yakın geçmişte elde ettiği istihbarat bilgisine göre Çinin Şian şehrindeki üniversitenin İletişim fakültesinde ve „Chang An“ Üniversitesinde okuyan Uygur öğrenciler bu yıl 6 haziran ve 8 temmuz günleri 2 kez kendileri okudukları okulda bir kaç bin Çinli öğrencinin toplu hücumuna uğramışlardır. Hatta okul güvenlik görevlileri bile Çin öğrencilerin taraftarı olup Uygur öğrencileri dövmüşler!. Çinli öğrenciler ise "Uygurlar okuldan defolsun" sloganı atmışlardır.
     Bu vaka sırasında birçok Uygur öğrenci yaralanmış. Olaydan sonra okul idaresi işi bir şekilde halledeceği yerde, tüm sorumluluğu Uygur öğrencilerin üzerine yüklemiş ve bir kaç Uygur öğrenciyi de okuldan atmışdır.
     Çin komünist hükümetinin Uygurları hedef alan milli hakaret siyaseti ve yerli Uygularla göçmen Çinliler arasında birbirinden çok farklı davranmaları nedeniyle Doğu Türkistan'a yerleştirilen göçmen Çinliler kendilerini "Hakim Millet" "Ayrıcalıklı Vatandaş" yerine koymaya alışmış olup, Uygurlara istedikleri şekilde hakaret eder ve hor görürler. Bu durum şimdilerde de Doğu Türkistan'da çeşitli milli çatışmaların meydana gelmesine ve Çin hükümetinin bunları bahane ederek Uygurları daha fazla ezmelerine neden olmaktadır.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre geçen yıl 29 ağustos günü Doğu Türkistan'ın Hotan vilayetine bağlı „Keriye“ nahiyesinde yerli Uygurlarla Çin göçmenleri arasında geniş çaplı bir kavga meydana gelmiş olup, vak-a şöyle gerçekleşmiştir.
     Aynı gün orta yaşlarında bir Uygur kadın alış veriş yapmak için bir mağazaya girdiğinde dikkatsizlikten bir Çinli çocuğun ayağına basıvermiş, bu bayan Çinli çocuk ve onun babasından derhal özür dilemesine rağmen Çinli çocuğun babası Uygur bayana sövüp hakaretler savurmuş ve dövüp-tekmelemiş, sonra bu da yetmemiş gibi eline bir tane demir sopa alıp onunla döverek çaresiz kadını kan-ter içerisinde bıraktıktan sonra, orada olayı gören başka bir Çinli göçmen "Vur, öldür, öldürsen de sorgu su-ali olmaz" diye bağırmış. Bu horluğu vicdanına yediremeyen Uygurlarsa kızgınlıklarından o iki Çinli göçmeni çok fena dövmüşler, olaydan haber alan başka Uygurlar da arka arkaya gelip toplanarak, kısa sürede bir kaç bin kişi olmuşlardir. Kızgınlığını bastıramayan Uygurlar nahiye merkezine toplanarak "Biz hayvan mıyız“ ki öldürülsek sorgu-sualimiz olmasın?" diyerek hükümete karşı tepkilerini belirtmişler, bunu gören Çinli göçmenler de toplanarak Uygurlara karşı savunmaya geçmişler, Sonuçta Uygurlarla göçmen Çinliler arasında feci bir kavga meydana gelip, her iki taraftan birçok kişi yaralanmıştır. Çin hükümet temsilcileri ise Uygur göstericileri dağıtmak için „Hotan“da bekletilen tam silahlandırılmış polis ve jandarma bölüklerini kullanarak göstericileri kat kat çember içine almış, göz yaşartıcı bomba kullanarak aynı meydanda 200 den fazla Uygur göstericiyi tutuklamışlar. Olay zorbalıkla bastırıldıktan sonra Çin hükümeti olayın özünü saptırarak "Bu milli bölücülerin kasıtlı ve planlı olarak yaptıkları bir illegal harekettir" diye açıklama yaptı ve olaya iştirak edenlerin soruşturma ve tutuklama işlerini 2-3 aya kadar devam ettirdiler.
     Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi"nin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat bilgilerine göre bu yıl 3 nisan günü Doğu Türkistan'ın „Fu Kang“ nahiyesinde oturan „Sadir Emin“ adındaki bir Uygur'un 11 ve 13 yaşlarındaki iki kızı okuldan dönerken, mahalleye yerleştirilen 5 tane Çinli göçmenin birbirleri ardına nöbetleşerek tecavüzüne uğramış. Kızların babası „Sadir“ ise mahalle polislerine giderek olayı şikayet etmiştir, Çinli göçmen olan karakol müdürü inceleyelim diye 4 günü geçirmiş, buna sabrı taşan acılı baba kızlarına tecavüz eden Çinli göçmenlerden birini yakalayıp karakola getirmiş. Bunu gören müdür "Sen kendi başına adam yakalamışsın" diye „Sadiri“ suçlayarak el ve ayaklarını kıskıvrak bağlayıp feci bir şekilde dövdükten sonra nahiye karakoluna hapsetmiştir. Bir ay sonra " kendi başına adam yakalama" girişiminde bulunma suçundan 5 yıllık hapis istemiyle Devlet güvenlik mahkemesi tarafından tutuklanmıştır. Bu haksızlığa dayanamayan baba „Sadir“ ise 7 mayıs günü polis amirini paramparça ederek öldürmüş, zavallı baba ise başka bir polis tarafından olay anında kurşunlanarak öldürülmüştür. Kızına tecavuz edenlerın cezalandırılmasını isteyen mağdur baba Çin polisi tarafından canından edilmiştır.
     Olaydan 8 gün sonra da kızların büyüğü olan „Aynur“ fazla kan kaybetmekten hayata veda etmiştir. Bu dertlere sabredemeyen „Ahmet Can adındaki vatandaş “ 5 Uygur kıza tecavüz eden 4 Çinliyi sert bir şekilde döverek kızgınlıklarını gidermeye çalışmışlar, fakat olaydan haber alan karakol yetkilileri 120 tane polis ve askeri olay yerine göndererek bu Uygurları feci bir şekilde dövmüş ve onların içinden Ahmet Can adındaki Uygur'a tüfeğin ucunu saplayarak öldürmüştür. Geri kalan 4 Uygur'u hapse atmış, onlar hala da tutuklu bulunmaktadir. Çinli yöneticiler tutuklu bulunan bu mazlumların sahipsiz kalan çoluk-çocuklarına yardımda bulunan Uygurları da "Bölücülere yardım etmek" suçundan tutuklamış ve onlara ağır para cezası vermiştir.
     Şimdilerde ise komünist Çin hükümetinin Uygurların „Siyasi faaliyetlerin“e tamamen son vermeyi hedefleyen faşistçe ezme hereketı, Doğu Türkistan sınırlarını taşarak komşu Kazakistan, Kırgızistan ve Pakistan başta olmak üzere dış devletlere de sıçramıştır.
     Herkesin bildiği gibi nisan 1996 yılında „Shanghai“de Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ı kapsayan "Shanghai beşlisi" denen bir teşkilat kuruldu. Çin'in bu teşkilattan beklediği en esaslı amacı Uygur Türklerinin istiklal hareketlerinin orta Asya'daki etkisini engellemekten ibaretti. Çin bu amaçla bu devletlerle "Terörizm" "Dini radikalizm" ve "milli bölücü" ... gibi hareketlerle birlikte savaşma adı altında çeşitli siyasi anlaşmaları imzaladı. Bu anlaşmalarda Uygurların bu devletlerdeki siyasi faaliyetlerini engellemek, siyasi kaçakları Çine geri vermek... gibi konular yer almaktadır. Kazakistan ve Kırgızistan hükümetleri Çinin siyasi baskısından korkarak, bu gibi taleplerine olumlu yanıt verdi ve vermektedir. Sonuçta Kazakistan ve Kırgızistan'da yaşayan Uygurları hedef alan gözlem kuvvetlendirildi. Onların siyasi teşkilatları ve faaliyetlerine olan tekıp aşırı derecede güçlendirildi. Hepsinden önemli olanı Kazakistan ve Kırgızistan hükümetleri ve Pakistan hükümeti kendi devletlerine siyasi sığınma talep eden Uygurları Çine geri vermişlerdir.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin haberinde bildirildiğine göre ağustos 1999 da „Hamit Mehmet“ başta olmak üzere 3 Doğu Türkistanlı genç Kazakistan hükümetinden siyasi sığınma talep etmişlerdi. Fakat Kazakistan hükümeti Çini üzmekten korkup ocak 1999 da zikredilen 3 Uygur müslümanı Çine geri verdi. Çin ise onları 2 yıl hapiste tuttuktan sonra bu yıl 15 Mart günü mahkemeye çıkararak " Devleti parçalamaya Uğraşma" ve "Devlet sınırından gizlice geçme" suçundan idama hükmedildi.
     Yine siyasi nedenlerle orta asya'da sığınma isteyerek kalan „Askar Tohtı“ başta olmak üzere 4 tane Doğu Türkistanlı Uygur genç 1998 yılında Kırgızistan'ın „Oş“ şehrinde meydana gelen otobüs bombalama olayıyla ilgisi oldukları zannıyla Kırgızistan'da tutuklandılar. Geçen sene „Oş“ büyükşehir mahkemesi tarafından "delil yetersizliğinden" reddedilmesine rağmen, bu yıl mart ayında „Oş“ şehir adliye mahkemesi suçlananların avukatının bulunmadğı bir oturumda aniden oturum açarak bunlardan 3 kişiye idam cezası, birine de 25 yıl hapis cezası vermiştir. Mahkemenin kararını yeniden değiştirerek böyle bir adaletsiz hüküm vermesinin nedenlerini araştırmak için Kırgızistan Bişkek şehrinde bulunan insan hakları derneğı başkanı „Tursun İslam“ efendi „Oş“ şehrine giderek ilgili mahkemenin sorumlularıyla görüştüğünde adının zikredilmesini istemeyen bir Kırgız mahkeme memuru bu kişiye "bu 4 Uygur'un 1998 yılı „Oş“ şehrinde meydana gelen otobüs bombalama eylemiyle hiç ilgisi yok, bize Çin baskı yaptığı için böyle yapmaya mecbur kaldık" demiştir.
     Bundan başka Kazakistan ve Kırgızistan'daki yerli Uygurların Çine karşı istiklal mücadelesiyle meşgul olma cesaret ve iradesini tamamen yok etmeyi ve kırmayı amaçlayan Çin hükümeti, kiralık katilleri kullanarak, bu devletlerdeki yerli Uygurlar içinden yetişmiş ve göze gelen siyasi faaliyet yapanların hayatına kastetmek (öldürtmek)gibi daha da iğrenç cinayetleri de işlemektedir.
     Bu vahşice cinayetler sonucunda mart 2000 de "Kırgızistan Uygurlar İttifakı" cemiyetinin başkanı ve meşhur siyasetçi „Neğmet Bosakov“ faili mechul katiller tarafından kendi evinin önünde kurşunlanarak öldürmüşlerdir.
     Yine bu yıl mayıs ayında "Kazakistan Uygur Kadınları" ve "Nazukum Fondu"nun başkanı, kadın siyasetçi „Dilberim Samsakova“nın da esrarengiz bir şekilde kimliğı belirsiz katiller tarafından feci bir şekilde öldürülmüşdür.
     Daha önce, Kazakistan'daki "Uyguristan Azatlik" teşkilatınin başkanı, siyasi faaliyetçi „Haşir Vahidi“ ve merkezimiz tarafından neşredilmekte olan "Kıvılcım" gazetesinin orta asya temsilcisi „Abdişükür Tevfik“ mayıs 1999 da kötü niyetlilerce hayatına son verilmişti. Bu güne değin onların katilleri henüz bulunamamışdır.
     Uygurların insanlık dışı davranışlara maruz kalması ve buna benzer durumlar Pakistan'da da meydana gelmişdir.
     Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin İslamabat'tan aldığı haberine göre Pakistan'daki Uygur cemaatleri tarafından kurulup, Doğu Türkistanlı Uygur misafirler için ücretsiz konaklama misafirhanesi olarak kullanılagelen „Cemaat-i Hayrat“ yeri " Kaşgar Rabat" ve "Hotan Rabat"lar 1-2 aralık 2000 tarihlerinde Pakistan polisi tarafından aniden kilitlenerek, o yerde yaşamakta olan 200 e yakın Uygur Türk misafirler dışarıya zorla çıkarılmıştır. Pakistan'daki Uygur cemaatleri tepki göstererek, bu işi yapan polislerden bunun sebebini sorduklarında polisler "Çin hükümetinin Pakistan hükümetine yaptığı baskı nedeniyle böyle yapmaya mecbur kaldıklarını" bildirmişlerdir. Bu olaydan sonra da Pakistan'daki Üniversitelerde dini eğitim görmekte olan Doğu Türkistanlı öğrenciler sebepsiz yere okuldan atılmaya başlanmıştır.
     Pakistan hükümeti bundan 5 sene önce, yani mayıs 1996 da Pakistan'a öğrenim için gelen 13 Doğu Türkistanlı genci Çine geri vermiş, Çin ise bunları kendi sınırına alır almaz kurşuna dizmişti.

2 . SİYASİ TUTUKLULARIN VAHŞİCE SORGUYA ÇEKİLİŞİ VE İSTEDIKLERI GİBİ ÖLÜME MEHKUM ETMELERI

     Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatan içindeki güvenilir kaynaklardan aldığı istihbarat bilgilerine göre; Doğu Türkistan'daki Çin hapishanelerinde şuan 250 000 den fazla tutuklu mevcut olup, bunlardan 150 bini Uygur siyasi tutuklulardan oluşmaktadır. Siyasi tutukluların hapishanedeki şartları çok ağır olup, devamlı surette ölüm korkusu içinde yaşamaktadırlar.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin bildirdiğine göre 1997 yılında meydana gelen 4 nisan „Gulja“ ayaklanmasi"nın esaslı liderlerinden „Abdulhalil Abdulmecit“ 17 Ekim 2000 tarihinde Doğu Türkistan'ın „İli“ vilayetine bağlı „Çapçal“ su hapishanesinde Çinli polislerin vahşice sorgu-suallerinin sonucunda hayata veda etmiştir.
     Bu haber yayınlandıktan sonra çok güçlü etki göstermiş ve Uluslararası Af Örgütü 21 ekim 2000 tarihinde bu olay ile ilgili olarak 203 nolu bir açıklama yaparak „Abdulhalil Abdulmeci“din 5 Nisan 1997 de „Gulja“da meydana gelen Çin hakimiyetine karşı ayaklanma bastırıldıktan sonra tutuklandığı, gerçekteyse onun günahsız olduğu, üç seneyi aşkın süreden beri Çin hapishanelerinde insanlıkdışı vahşice sorgulamalara maruz kaldığı ve sonuçta „Çapçal“daki su hapishanesinde eziyet edilerek öldürüldüğünden bahsediliyor.
     Almanya'nın Münih şehrinde siyasi sığınmacı olarak bulunan „Gulja“lı „Abdişükür“ efendinin "Doğu Türkistan Enformasyon Merkezine bildirdiğine göre "5 Nisan Gulja olayı"ndan sonra „İli“ bölgesindeki Çin polislerinin Uygur siyasi tutuklularını sorguya çekerken işkence ederek öldürme durumlarının ardı-sıra meydana geldiğini, örneğin: Temmuz 1997 de „Gulja“ şehri „Döng“ ( tepe) mahallesinden 27 yaşındaki „Abdusalam Kari“ adındaki bir Uygur genç Çin polisleri tarafından aniden tutuklanmış, fakat bir ay sonra Çin polisleri onun el ve ayaklarını kırarak, tüm vücudu kana boyanmış cesedini ailesine teslim etmişlerdir. „Abdusalam Kari“ aslında „İli“ gençler meşrebini organize edenlerden biri olup, Çin hükümeti onu " Gulja olayını organize edenlerden biri" zannıyla tutuklamış ve sorgulama sırasında döverek öldürmüşledir.
     Yine „Abdişükür“ efendinin bildirdığıne göre 1999 yılı Ramazan ayının 12 sinde Kazakistan'da ticaretle iştigal eden „Gulja“ şehirli 33 yaşındaki „Tay“ adlı bir Uygur genç „Kurgas“ sınır kapısı aracılığıyla Çin sınırından çıkarken Çin polisleri tarafından tutuklanarak sivil asker hapishanesine konulmuş ve ertesi gün Çin polisleri onun cesedini ailesine getirip vermişler ve " sobanın ısısından zehirlenerek öldüğünü" söylemişlerdir. Pakat onun akrabaları onu defnederken baktıklarında tüm vücudunun dövülmekten mas mavi olduğunu ve şiştiğini görmüşlerdir. „Tayın“ ağabeyi tepki göstererek kardeşinin ölme nedenini aydınlatmak istediyse de, polisler onu ölümle tehdit etmişler, daha sonra „Tay“ı Çin uşaklarının Kazakistan'da Uygur milli bölücülere para yardımı yaptığı bahanesiyle tutukladıkları ve sorgulama sırasında döverek öldürdükleri ortaya çıkmıştır.
     Siyasi tutukluları istedikleri gibi hapishanede öldürme durumları „İli“ bölgesindeki hapishanelerle sınırlı kalmayip, bilakis Doğu Türkistan'ın tüm hapishanelerinde bu gibi olaylar gercekleşmektedir.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin direkt olarak vatandan aldığı bilgiye göre 12 nisan 2000 tarihinde Doğu Türkistan'ın „Şahyar“ nahiyesinde bulunan „Tarim“ hapishanesinde tutuklanan „Halim Kari, Abdullah Kadir, Ahmet Kari, Hamdul İnayet ve Tahir Kurban“lardan oluşan 5 Uygur siyasi tutuklu işe götürüldükleri yerlerde sivil Çinli askerler ve müfettiş çinliler tarafından iğrenç bir şekilde öldürülmüşlerdir.
     Bunların dışında Çin hükümeti, Uygur siyasi tutukluların hapisten sağ-salim çıktıktan sonra da kendi inancından geri adım atamadan karşı koyma yoluna devam etmesinden korkup, onlara planlı bir şekilde ve çeşitli yollarla ruhsal ve fiziksel açılardan zarar verme gibi rezil cinayetleri işlemektedir.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan aldığı istihbarat bilgilerine göre Doğu Türkistan'ın „Peyzavat“ nahiyesinde oturan „Abdulkerim Kari“ adındaki Uygur genç aslında ileri seviyede dini bilgisi olan ve yetenekli bir din adamı olup, zamanında dini vaazlarla iştigal ederek bu bölgede yaşayanların saygı ve sevgisini kazanmış bir şahıs idi. Fakat 1994 yılında Çin hükümeti onu " illegal dini faaliyette bulunmak" la itham ederek 6 yıl hapis cezası vermişdir. Geçen sene ağustos ayında hapis süresini bitirerek çıktığında kimseyle konuşamaz, dış etkilere cevap veremez heykel suretteki bir adam olmuş ailesi tedavi etmeye çalıştı isede hiç iyileşmemiştir. Demek ki; hapishanede planlı şekilde piskolojik yapılan baskılar neticesinde sağlam, güçlü, çalışkan ve konuşkan olan „Abdulkerim Kari“ Çin polisinin işkencesinden dolayı böyle konuşamaz hale gelmiştir.
Böyle örneklerden yüzlerce serdetmek mümkündür.

3. DİNİ İNANCIN AYAKLAR ALTINA ALINMASI

     Komünist Çin Anayasasının 36. maddesinde "Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşları dini inanç özgürlüğüne sahiptir. Herhangi bir devlet dairesi toplumsal teşkilat ya da şahısların bireyleri dine inanmaya ve yahut da inanmamaya zorlamaması, dine inanan vatandaşları da inanmayanları da küçümsememelidir. Devlet normal dini faaliyetleri emniyet altına alır" diye açık gösterilmiş, aynı zamanda Çinin milli coğrafyalara ait özerk bölge kanununun 11. maddesinde de yukarıdaki madde aynen tekrarlanmıştır.
     Fakat, bu kanun da Çinin başka birçok kanun ve maddeleri gibi kendi vatandaşlarını ve uluslararası toplumu kandırma amacıyla düzenlenen, kağıt üzerinde var ama gerçekte uygulanmayan sahte kanun olup, gerçekteyse hiçbir zaman onun uygulandığı görülmemiştir.
     Bugün Uygurların kendi varlıklarını südürme yolundaki en esaslı silahı İslam inancı ve onun ilkeleridir. Doğu Türkistan'daki istilacı hakimiyetinin Uygurları asimle ederek yoketmeyi gerçekleştirmek için yapacağı hareketlerin önünde en büyük engel görmektedir. Bu itibarla komünist Çin hükümeti dini alanlara yönelik takibat ve bastırma hareketini her geçen gün güçlendirmekte ve artırmaktadır.
     "Şinjiang ( Doğu Türkistan)daki esas tehlike, milli bölücüler ve illegal dini hareketlerden gelir" diye açıkça ilan ederek dini inancı engelleyip, Uygurları dinsizleştirmeyi hedefleyen çeşitli kararları almaktadır. Sonuçta Uygurların dini hakları çiğnenerek, normal dini ibadetler ile iştigal eden, dini eğitim alan ve veren kişiler, sadece zanla " illegal dini faaliyet yapan" ya da " aşırı dinci" gibi ithamlarla topluca tutuklanmaktadır. Hapishanede eziyet çektirmekte ve bir çokları idama mahkum edilmektedir. Geçen 10 sene içinde Çin polislerince tutuklanan ve çeşitli cezalara çarptırılan Uygur siyasi tutukluların çoğunluğu dini nedenlerle tutuklanan kişilerden oluşmaktadır.
     Çin hakimiyetinin Doğu Türkistan'da uygulayageldiği dini inancı bastırma hareketleri geçen bir bucuk sene içinde daha şiddetlenmişdir. Çin hükümeti namaz kılmak, oruç tutmak ve hac yapmak gibi normal faaliyetleri bile "İllegal dini faaliyet" diye engelledi. Namaz kılan, Oruç tutan, Hac yapan kişileri "İllegal dini faaliyetle iştigal etti" diye istedikleri gibi tutuklamaya devam etmektedirler.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat verilerine göre 6 ekim 2000 de Çin polisleri “Aksu Kona” şehir (eski şehir) nahiyesine bağlı “Kumşerif” köyündeki bir mescitte, 30 Uygur Türkü " farklı namaz kıldınız, siz vahhabisiniz" bahanesiyle topluca tutuklamıştır.
     Yine Doğu Türkistan'ın “Bügür” nahiyesine bağlı “Çumpak” köyü dördüncü mahallesinden “Yasin Kiver” adında bir Uygur genç, normal dini ibadetle meşgul olduğundan dolayı Haziran 2000 de " İllegal dini faaliyetle iştigal etmiş" diye tutuklandı. Üç ay tutukluyken eziyet edildikten sonra 3000 yuan ( yaklaşık 350 USD) para cezası ödettikten sonra salı verdiler. O hapishaneden çıkarak köyüne döner dönmez mahalle muhtarı onu çağırıp ofisine kapattıktan sonra onun inandığı İslam itikadını çiğneyerek ona zorla içki içirmiş ve bundan böyle içki içeceksin, Cuma namazına gitmeyeceksin, başka insanları namaz kılmamaya davet edeceksin! Şayet söylediklerimi yapmazsan yine hapishaneye götürüp teslim edeceğim" diye tehdit etmiştir.
     Çin hükümetinin normal dini faaliyetlere yönelik takibatları, geçen sene Ramazan ayında en zirveye çıkmıştır.
     Gerçi öğretmen, öğrenci ve hükümet memurlarının normal dini faaliyet yapmaları Çin anayasasında yasaklanmamış olsa da, Doğu Türkistan'ın Uygurların çoğunlukta olarak yaşadıkları bölgelerinde çeşitli şekillerde insan aklı kabul edemeyecek,üstelik anlamsız kararnameler çıkarılarak, Uygur öğretmen, öğrenci ve devlet memurlarının oruç tutmaları, namaz kılmaları yasaklanmış olup, bu kararnamelere uymayanlar ise çok ağır şekilde cezalandırılmıştır.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin habercisi “Uçkun”un vatandan direkt olarak gönderdiği verilere göre geçen sene ramazan ayının girmesiyle birlikte Çin hükümeti jandarma, polis teşkilatı, ve istihbarat birimlerini kullanarak, orucu yasaklamak, camilerde teravih namazı kılınmasına müsaade etmemek, iftarlık eşyaların satıldığı çarşı-pazarları zorla kapatmak... gibi insanlık dışı ve aşırı tedbirleri alarak, müslüman Uygur Türklerinin ramazan ayındaki normal ibadetlerini de engellemeye çalışmıştır. Bunlardan başka merkezi camilerin yüksek sesli hoparlörleri sökülerek, sahur ve iftar zamanlarında mahalle mahalle gözcü ve münafik yerleştirerek kimin oruç tutup tutmadığı, kimlerin de camilere giderek namazlarını camide kıldıkları bir bir gözetilmiştir. Hatta akşamleyin teravih namazı vaktinde polis arabaları sinyallerini yüksek sesle açarak mahalle mahalle gezip, müslümanları çok korku içerisinde bırakmıştır.
     İnsan sinirini daha da gerginleştiren konu ise: Ramazanda tüm idare ve okullarda hangi Uygur'un oruç tuttuğu, hangisinin tutmadığını incelemek, oruç tutanların kerhen oruçlarını bozdurmak için her gün öğleden önce bir öğün topluca yemek organize ederek, tüm Uygurları onu yemeye zorlamışlardır. Üstelik ramazan ayının girme esnasında “Kaşgar, Hoten Aksu” vilayetleri başta olmak üzere Uygur nüfusun çoğunluğunu teşkil eden bölgelerde İl, İlçe ve şehir eğitim kurumlarına özel bildirge yayınlayarak, öğretmen ve öğrencilerin oruç tutmalarını kesin bir dille yasaklamıştır. Bundanda emin olamayan Çin eğitim kurumları tüm okulların müdürleriyle okulundaki öğretmen ve öğrencilerin oruç tutmamalarına yönelik vekalet vermeleri konusunda anlaşma imzalamıştır. Okul müdürleri ise öğretmenlerle anlaşma yapmış ve en sonunda öğretmenler de sınıfındaki öğrencileriyle anlaşma yapmışlar ve öğrenciler: "oruç tutmayacağım ve namaz kılmayacağım" diye sözleşme yazıp vermek zorunda kalmışlardır.
     Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin muhabiri “Timur tepen”ın vatandan direkt olarak gönderdiği habere göre geçen yıl ramazan ayının başlarında “Hotan” pedagoji teknik yüksek okuluna yerleştirilen hükümet yalakaları, sabah akşam kapı ve pencereleri gözetip, oruç tutan 16 öğretmeni belirlemiştir. Sonuçta ilgili devlet daireleri bu öğretmenlerin iki aylık maaşını keserek onları ekonomik açıdan zor durumda bırakmıştır.
     Bunlardan başka Doğu Türkistan'daki Üniversitelerde Uygur öğrencilerin namaz kılmaları ve dini faaliyetlere iştirak etmeleri kesinlikle yasaktır. Buna uymayanlar okuldan atılır yahut da hapis cezasi verilir.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı istihbarat verilerine göre 99. yılının son yarısı ve geçen yılda " Şinjiang İnşaat fakültesi öğrencisi Sattar Abdulaziz, Şinjiang Üniversitesi öğrencisi “Kudret Timur”, Şinjiang Sanat Enstitüsü öğrencisi Hayrigül Turgun" başta olmak üzere 7 Uygur öğrenciden kimisi " namaz kılmak" " illegal faaliyet ile meşgul olmak" gibi ithamlarla, okuldan atılmış, kimisi de aynı suçlamalarla bir senden 3 seneye kadar değişen sürelerle hapis cezasına çarptırılmıştır.
     Bunlardan başka Çin hükümeti yine Uygurların dini inançlarını hedef alan engellemeleri daha da artırmak amacıyla yeniden cami yapmayı kesinlikle yasaklamakla yetinmeyip, daha önceleri yapılmış olan eski camileri bile çeşitli bahanelerle yıkarak Uygurları dini faaliyet yerlerinden mahrum bırakmakmışlardır.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan edindiği bilgilerine göre Çin hükümeti, geçen sene Ağustos ayında sadece “Hotan” İline bağlı “Karakaş” ilçe merkezinde "okula yakın olduğundan eğitimi etkiledi" bahanesiyle 12 mescidi yıkmıştır. Ondan başka bu sene Ocak ayında “Üçturpan” nahiyesindeki “Kazan Bulak” camii "Ramazan bayramı namazını Arabistan vaktine göre kılarak bir gün önce kılmak ve camide toplanarak toplantı yapmak"...gibi bahanelerle yıktırmıştır.
     Komünist Çin hükümeti Uygurların dini inancını yasaklamak ve baskı yapmakla bitiremeyeceğini gördüğü için, başka bir planı uygulamaya koymaktadır ki, o da; "dine sosyalizm için hizmet ettimek" insan aklı kabul edemeyecek derecede iğrenç bir çağrıyı uydurup çıkararak bir taraftan din adamlarını hükümetin sözünü dinleyen, sözde "vatan sever din adamı" olmaya zorlarsa, bir taraftan da tüm dini faaliyet yerlerini özellikle partiye siyasetini, milletler birliğini, hatta Markisizmin dinsizlik eğitiminin yürütüldüğü yerler haline getirmektedirler.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı verilere göre şuan Doğu Türkistan'daki camilerde imamlık görevini yürütenler cemaatin seçtiği, dini bilgisi yeterli olan gerçek din adamları değil de, bilakis hükümetin seçtiği ve aylık maaş alan, hükümetin emirlerini koşulsuz uygulayan okur yazarlığı bile doğru düzgün olmayan sözde" vatanperver din adamları" imiş.
     Hükümet bu "vatanperver din adamları"nı zaman zaman toplayıp, onlara milletler birliği eğitimini, vatanın bütünlüğünü koruma eğitimlerini ve istikrar eğitimi vermekle onların sözde " vatanperverlik ruhu"nu! Güçlendirmektedir. Bir taraftan da onlardan camilere giderek cemaata komünist parti siyasetini, milletlerin birliğini, hatta dinsizliği tebliğ etmeyi istemektedir. Şayet reddedenler varsa ağır bir şekilde ceza verilmektedir.
     Örneğin Doğu Türkistan'daki hükümet gazetelerinden biri olan, "Hotan" gazetesinin 29 kasım 1999 tarihli sayısındaki bir haberin içeriğine bakıldığında Çin hükümeti, Hotan İline bağlı “Karakaş” Nahiye merkezi 16. mahalle “Oybağ” cami imamı “Muhammed Ali”yi Çin Komünist Partisinin siyasetlerini camide anlatmaya zorlamış olsa da, bu imam hükümetin bu talebini reddettiğinden ötürü Çin yetkilileri onun imamlığına son vererek cezalandırmış, üstelik "İllegal dini faaliyetlerle meşgul olmak" ithamıyla tutuklamıştır.
     Çin hükümeti Uygurları dini eğitimden mahrum bırakarak sonuçta dinsizleştirmek amacına ulaşmak için tüm dini okul-medreselerini kapatmıştır. Bu nedenle dini eğitim almayı isteyenler çaresiz kalarak dini eğitimi çok gizli bir şekilde almaya zorlanmaktadırlar. Fakat Çin yetkilileri bunu da engelleyerek, gizli din eğitimi alanları ve verenleri ağır cezalandırmıştır. Hatta küçük çocukları bile hapishaneye koyarak eziyet etmişlerdir.
     Örneğin Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı bir haberine göre bu yıl 27 temmuz günü Doğu Türkistan'ın “Hotan” iline bağlı “Karakaş” ilçesinin bir köyünde Çin yetkilileri gizlice dini eğitim almakta olan, henüz yaşları 16 dan küçük olan 2 Uygur çocuğu tutuklamış ve onlara feci bir şekilde eziyet etmek suretiyle onlarla birlikte eğitim gören başka 18 çocuğun isimlerini ona söyletmişler, onların içinde henüz 7 yaşında olan küçük çocuklar da olup, polisler bu çocukları da tutuklayıp her biri için 300-500 yuan para cezası vermişlerdir.
     Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin muhabiri “Abdullah Pamir”in vatandan direkt olarak gönderdiği bilgilere göre “Hotan”lı ünlü din adamı “Aziz Somen” bu yıl haziran ayında “Ürümçi”de Çin polisleri tarafından tutuklanmıştır.

4. AILE PLANLAMASI SİYASETİNİN GERÇEK YÜZÜ

     Çin hükümeti Uygurları hedef alan aile planlama siyasetini 1988 yılından bu yana sürdüregelmektedir.
     Çinin gösterdiği resmi rakamlara bakıldığında Doğu Türkistan coğrafyasının büyüklüğü 1 milyon 600 bin metre kare olup, Uygurların toplam nüfusu ise 8 milyondur. ( Bunlar Çinin gösterdiği resmi rakamlar olup, Uygurların gerçek nüfusu 30 milyon civarındadır.) Çin hükümeti ve uluslararası tanınmış ilim adamlarının yeni incelemelerine göre Doğu Türkistan'daki petrol, altın, kömür, doğal gaz ...vs gibi değerli yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin rezervi çok bol olup,, bu açıdan bakıldığında Doğu Türkistan toprakları dünya çapında çok nadir bulunan doğal zenginlik deposudur.
     Bunlara dayanarak Uygurların 8 milyon nüfusunu Doğu Türkistan'ın toprak genişliği ve doğal zenginliklerine oranla Doğu Türkistan'daki Uygurları bu zenginliklerin tamamını bile değil, çok az bir kısmından yararlanma imkanına sahip olması halinde bile 2 - 3, 10 - 20 çocuk yapmaları durumunda rahat, refah ve bolluk içinde yaşamalarının tamamen mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Fakat Çin hükümeti tüm yer altı ve yerüstü zenginlikler devlete aittir , onu devlet kazar ve idare eder" gibi zalimane bir kanun çıkartarak Doğu Türkistan'ın zenginliklerini istedikleri şekilde gasbetti ve etmektedir. Bu zenginliklerin asıl sahipleri olan Uygurları ise gıda, pamuk ve diğer çeşitli ürünleri yetiştiren fakir, cahil devlete muhtaç hale düşürdüler. Bu da yetmiyormuş gibi hiç utanmadan Uygurların bugünkü cahil ve fakir hale gelmesini plansız çocuk yapmanın sonucu olduğunu ifade ederek " doğum kontrol siyaseti"ni uygulamaya koyrak "Uygurları fakirlik ve cehaletten kurtaracağız" diye kendileri asıl amacını gizlemeye çalışmaktadırlar.
     "Doğum kontrol siyaseti" her şeyden önce o devlet ya da bölgedeki nüfusun azalmasını amaçlar. Fakat Uygurlara karşı çok sert bir şekilde planlı doğum siyaseti uygulanmakta olup, bırakın henüz doğmamış olanları, dünyaya gözünü açmış olan " Bebekler" bile " plan dışı doğurtulmuş" diye boğularak öldürülmekte, buna karşılık ise her gün yüz binlerce Çinli göçmen Doğu Türkistan topraklarına getirilerek yerleştirilmektedir.
     10 sene önce Çinin açıkladığı resmi rakama göre Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurların toplam nüfusu 7 milyon, Çinlilerin ise 6 milyondu. Çinin geçen sene açıkladığı resmi rakamlara göre ise Uygurların nüfusu 8 milyon olup, doğum kontrol siyaseti uygulamaya konan geçen 10 sene zarfında 1milyon nüfus artmıştır.
     Bundan açık seçik şu anlaşılmaktadır, Uygurlara uygulanan planlı doğum siyaseti asla Doğu Türkistan'da nüfusun azalmasını ve Uygurları fakirlikten kurtarmayı hedef edinmemekte, bilakis Uygurların çoğalmasını engellemek karşılığında daha fazla Çinli göçmene yer boşaltmak ve Uygurların Doğu Türkistan'daki sayısını azaltmakla yakın bir zamanda asimle etmeyi amaçlayan bir siyasi hile ve bir entrikadır.
Şayet öyle değilse, Çin hükümetinin Doğu Türkistan'a şuan ve gelecekte yine birkaç milyon Çinli göçmen getirmeyi planlaması ve bunu uygulamaya koyması neyin nesi ve nasıl izah edilebilir ki?
     Doğu Türkistan'da Uygurları hedef alan "Doğum kontrol siyaseti"nin tamamen zorlama ve baskıyla uygulanması, Uygur anneleri ve doğmak üzere olan bebekleri insanlık dışı, vahşice yapılan feci cinayetlerin işlenmesine sebep olan sözde "Doğum kontrol siyaseti "nin Uygurlar için bir çeşit milli zulüm ve insan haklarını ihlal etme konusuna dönüştüğünü görmekteyiz.
     Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Hotan vilayet partiye ve memur mahkemesinin "Doğum kontrol siyaseti daha da sıkı uyguluma" konusunda yayınladığı kararın tam metnini elde etmiştir.
Hotan vilayeti Doğu Türkistan'da Uygurların çoğunlukta olarak yaşadığı bölgelerden biri olan Hotan bölgesinde nüfusun % 95 i Uygurlardan oluşmaktadir. Bunun % 90 ise çiftçilerden meydana gelmektedir. Bu yüzden Hotan'daki Çin yönetiminin çıkartmış olduğu kararname, Çin hükümetinin Uygurlara uyguladığı "Doğum kontrol siyaseti "nin mahiyetini anlamada iyi bir örnek olur.
     Örneğin söz konusu "kararname"nin" planlı doğuma yönelik yönlendirmeyi gerçekten güçlendirme" denen kısmında her tabakadaki parti ve hükümetin üst düzey yöneticilerinin, Doğum kontrol hizmetini esas ilgilendiren sorumluları oldukları, onların ayrı ayrı halde doğum kontrolü için hizmet etme gruplarının birinci ve ikinci derecedeki başkanlıkları üstlenmeleri gerektiği, bunlardan başka, yine nahiye köy ve mahalleden ibaret üç tabakada yer alan yöneticilerin de bizzat doğum kontrol hizmetini yapmaları gerektiği ve bu vesileyle lider konumdaki yöneticilerin doğum kontrol hizmetine olan çalışmayı artırması gerektiği bildirilmaktedir.
     Bunlardan şunu anlamak mümkündür-ki Çin hükümeti Uygur bölgesine yönelik uyguladığı doğum kontrolü üretimi verimlileştirmek, halkın yaşam seviyesini yükseltmek ... gibi en zaruri ve önemli olan esas meselelere önem vermek yerine, kendileri için daha önemli olan siyasi hizmet yapmıştır! O nedenle o kadar çok özel doğum kontrol hizmetini yapan kuruluşun bu kadar elemanları olmasına rağmen, tüm bölgelerdeki üst düzey yöneticilerden doğum kontrol hizmetini! yürütmeyi istemişlerdir.
     Söz konusu "Karar"ın "1998 yılından Nisan 2000 e kadar doğan çocukları yeniden inceleme" kısmında, hükümetin doğum kontrol siyasetini iyi uygulayamayan her tabakadaki yöneticileri cezalandırma tedbirleri beyan edilmiş olup, 2000 yılından başlayarak plan dışı doğurma durumu görülmesi halinde nahiye ve şehirlerin üst düzey yöneticilerinin sorumluluğunun inceleneceğini, köy ve kentlerde bir çocuk plan dışı doğurulduğu takdirde köy- kent başkanlarının bir aylık maaşından 10 günlük yevmiyesinin kesileceğini, eğer iki çocuk plan dışı doğurulması halinde ise cezanın ağırlaştırılacağını, doğmuş bebeklerin sayısını eksik ve yahut da yanlış bildiren yöneticilerin görevlerinden alınarak kovulacağını, hatta yargı organlarına teslim edileceği bildirilmektedir.
     Bundan anlaşılır ki, komünist Çin hükümeti sivil asker yerleştirilen nahiye ve köy memurlarına ağır baskı yaparak, onları tüm varlığıyla "doğum kontrol siyaseti"ni uygulamaya zorlamaktadır. Çin, bu tür baskıcı siyaseti nedeniyle Uygurların yoğun olarak yaşadıkları köy ve kentlerde Çinin doğum kontrol siyasetini uygulayan idari yönetimde mevki sahibi şahıslar, cezalandırılmaktan korkup, verilen hizmetleri kaba bir şekilde, hatta zorbalıkla uygulamaktadırlar. "doğum kontrol siyaseti"ne karşı çıktın diye kişileri istedikleri gibi dövmek,ağır ekonomik ceza vermek ... gibi uygulamalar sık sık yaşanmaktadır. Daha da iç acıtıcı olanı ise hamile kadınlar zorla hastanelere götürülerek, karnındaki 5-6 aylık olan, hatta doğumuna birkaç gün kalan bebekler öldürülmektedir. Böylece dünyada bizim kadınlardan başka hiçbir kadın milletinin başına gelmeyen, ikinci bir benzeri bulunamayacak bu tip vahşice cinayetler binlerce Uygur annelerini bitmez tükenmez acılara düçar etmektedir.
     Örneğin: Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin vatandan direkt olarak aldığı bir haberde bildirildğine göre; geçen sene sonbaharda Doğu Türkistan'ın Turpan şehrinde insanın yüreğini parçalayan şöyle bir olay ceryan etmiştir.
     "Turpan" şehrinde yaşayan “Hayrunnisahan” adındaki 32 yaşında bir Uygur kadın, kasım 1999 yılında “Ahmet can” adında 36 yaşındaki bir kişi ile evlenmiş. Aslında bunlar daha önce bir kez evlenmiş olup, her ikisinin daha önceki evliliğinden birer çocuğu varmış. Fakat bu çocuklar şu an onlarla birlikte değillermiş. “Ahmetcan”ın oğlu kendi annesi ile birlikte yaşıyormuş. “Hayrunnisahan”ın kızı ise kendisi ile birlikte imiş. Onlar "ikimiz yeniden evlendik. üstelik şu an yanımızda ikimizin birlikte bakacağımız çocuğumuz olmadığından hükümet izin verir" umuduyla bir çocuk dünyaya getirmeye karar vermişler. Ama “Hayrunnisahan”ın hamileliğinden bir ay sonra doğum kontrol memuru incelemeye gelerek "plan dışı hamile kalmışsın, çocuğu derhal aldır" demişdir. Karı koca ikisi ilgili yerlere giderek durumu anlatmış ne kadar yalvarmışlarsa da hiçbir fayda sağlamamış. Doğum kontrol memurları her gün gelerek çocuğu aldırmaya zorlamışlar, kocasının çalıştığı devlet dairesindeki yöneticiler eğer çocuğu aldırmazsan seni işten çıkaracağız demişler. Ahmetcan çaresizlikten çocuğu aldırtma karar vermiş. Fakat “Hayrunnisahan” bu durumdan kurtulmak ve eşinin işine devam edebilmesi için resmi olarak boşanmaya ve başka bir yere giderek gizlice doğum yapmaya ve olay yatıştıktan sonra yeniden resmi olarak evlenmeye karar vermiştir. Bu şekilde hem çocuğu, hem de kocasının işine devam etmesini sağlamayı planlayan “Hayrunnisahan” , tüm zorluklara sabrederek çocuğu sağ-salim dünyaya getirmeye karar vermiş, onlar gerçekten boşanmış ve “Hayrunnisahan” gizlice doğum yapmak için “Piçan” nahiyesindeki bir akrabasının evine gitmiş, bir ay sonra, “Turpan”daki sözü geçen doğum kontrol memuru araya araya “Hayrunnisahan”ı “Piçan”daki gizlendiği yerden bulmuş ve derhal “Turpan”a giderek çocuğu aldırmaya zorlamış. Hayrunnisahan oradan da kaçıp, Toksun nahiyesindeki bir akrabasının evine sığınmıştır.
     Aradan bir bucuk ay geçtikten sonra yine durum fark edilince, son kez “Turpan”dan 300 km uzakta olan “Kara” Şehire bağlı bir dağlık bölgede çobanlık yapan başka bir akrabasının evine giderek kendini saklamış. Kim bilir, “Hayrunnisahan”ın doğum zamanı yaklaşan bir günde, söz konusu, “Turpan”lı doğum kontrol memuru burasını da bularak gelir, bu kez, o iki polisle birlikte gelmiş olup, “Hayrunnisahan”ın içten yalvarmalarına, feryat etmelerine hiç mi hiç kulak asmadan, onu güya bir suçlu gibi zorla “Turpan”a götürerek doktorların ameliyat bölümüne teslim etmişler, doktorlar da onu yatağına bağlayarak, hamile karnındaki bebek düşene kadar iğne yapmışlar, aslında bebeğin doğmasına sadece 5-6 gün kaldığı için iğne pek etki edememiş ve çocuk onların istememesine rağman sağ doğmuş, çocuk erkek olup, doktorlar çocuğa da ayrıca bir iğne daha vurarak, talihsiz bu bebeği annesinin gözleri önünde öldürmüşlerdir.
     Çocuğunu aydınlık dünyaya göz açtırmak için, sayısız bedeller ödedikten sonra yine de arzusuna ulaşamayan biçare anne bu dehşet verici faciaya dayanamayıp aklını kaybetmiştir. Bu günlerde “Turpan”a giden tüm Uygurlar bu talihsiz bebeğin acı verici hadisesini duymuşlar.
     Çinin vahşice uygulaya geldiği "Doğum kontrol siyaseti"nin kurbanı olan “Hayrunnisahan”ı da “Turpan” sokaklarında görmüşlerdir.
“Hayrunnisahan'ın aklını durduracak ve donduracak şekildeki faciası, çinin uyguladığı bu türden facialardan sadece bir tanesidir. Bu gibi facialar Doğu Türkistan'daki planlı doğum siyaseti yürürlüğe girdiği 12 seneden buyana yüz binlerce kez meydana gelmişdir.
     Yine Hotan vilayetinin parti ve memur mahkemesinin "doğum kontrol hizmetini daha da güçlendirme konusundaki" yukarıda sözü edilen kararnamenin 6. maddesinde " Uygurların plan dışı hamile kalmasını önlemek için, doğum kontrol memurlarının köy ve mahallelerde ayda bir kez ev ev gezerek, kadınların hamile olup olmadıklarını tesbit etmesi, hamilelikten korunma halkası taktıran kadınların, başka yerlere giderek gizlice halkayı çıkarmalarını kesin engellemek gerektiğini, eğer halkayı aldırmak gerekirse kati bir şekilde İlçe ve yahut da köy "doğum kontrol hizmeti başkanlıklarının iznini almaları gerektiği, eğer her hangi bir hastane, her hangi bir doğum kontrol komitesi tarafından taktırılan hamilelikten koruma halkasını kendi iradesiyle çıkartırsa sorumluları bularak,doktoru vazifesinden alınması ve 10 bin yuan para cezası vermek gerektiği" yazılmaktadır. "Kararname"nin söz konusu maddesinde yine " köylerde üç çocuk doğuran kadınlar ilelebet çocuk doğuramaz ameliyatı yapılmalıdır" ifadesi de özellikle yer almaktadır:
     Bu maddeden açık seçik olarak şu anlaşılmaktadır ki, Çin hükümeti "doğum kontrol siyaseti " adı altında Uygurların neslini kurutmak için insanlık dışı faşistçe yollara başvurmaktadır.
Şimdi ise Uygur köylerinde, köy kadınlarını tıpkı tutuklular gibi göz hapsine alarak, zorla halka taktırmak, doğurmama ameliyatı yaptırmak, her gün zorla inceleme yaparak Uygur kadınlarını hayatlarından bezdirmişlardir.
     Bu durum, Uygur kadınlarını sadece sinirsel açıdan rahatsız etmiyor, aynı zamanda onların sağlığınıda bozmaktadır.
Çünkü söz konusu kararın "planlı doğum hizmetinde çözülemeyen problemler kısmında köy statüsündeki planlı doğum kontrol memurlarının niteliği düşük" diye itiraf edildiği gibi, Çin hükümetinin yeterli derecede tıbbi koşulları oluşturmadan, Uygur kadınların üzerinde " halka taktırma, doğumu engellemek ve çocuğu aldırma ameliyatı ... uygulamalarını yürütmesi, Uygur kadınlarına açıktan açıkğa zarar vermekten başka bir şey değildir.
     Doğu Türkistan'daki devlet gazetelerinden biri olan "Hotan” gazetesinin 1 Eylül sayısında yazıldığına göre; sadece “Hotan” ilçesinde, bir yıl içinde doğum yaşında 45 bin kadın olup, bunlardan 30 400 kadına uzun vadeli doğumu önleme tedbirleri kullanılmıştır.
Bundan şunu anlamak mümkün ki; Hotan yönetimi biz yukarıda sözünü ettiğimiz "doğum kontrol siyaseti"ni daha da güçlendirmek, konusundaki kararda yer alan önlemleri gerçekten zorbalıkla almıştır.
     Yine Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin haberine dayanılarak 20 haziran 99 tarihinde doğurmak üzere olan 28 Uygur kadını “Peyizabad” nahiye doğum kontrol memurlarınca İlçe doğumu önleme hastanesine zorla götürülürler. Çin hükümeti bu kadınları "plan dışı hamile kalmışsınız" diyerek “Peyzavat”ın çeşitli köylerinden tutuklayıp getirilmiş olup, hastanede bu kadınlar bir bir ameliyat edilerek, onların rahimleri çıkartılmıştır. Rahimdeki 7 - 8 aylık bebekleri alıp atmışlardır. Ameliyat esnasında bu kadınlardan “Kamber han” , “Mükerremhan” başta olmak üzere ameliyat yapılırken kan kaybından ölmüşlerdir. Bunların yaşları ise 25 ile 34 arasındadır.
     Şuan Almanya'nın München şehrinde siyasi sığınma hakkı talep eden ve adının açıklanmasını istemeyen bir Doç. Doktorun ifadesine göre, Doğu Türkistan genelindeki tüm hastaneler gerekli tibbi koşulları hazırlamadan Uygurları toplu halde, zorunlu doğurmama ameliyatı yaptırdığı için, ameliyat esnasında ve ameliyattan sonra ölme riski yüksek, ağır hastalıklara yakalanma oranıda yüksek düzeydedir. Üstelik köylerde yaşayan Uygur kadınlarının çoğunluğu yoksul, kültür seviyesi düşük, aynı zamanda her hangi bir tıbbi bilgisi olmadığından hastanelerdeki ameliyatlardan sağlam çıksa bile, evine döndüğü zaman yeterli bakımın olmaması ve ağır fiziksel güç gerektiren çalışmalar nedeniyle genellikle ömür boyu sürebilecek fiziksel rahatsızlıklara düçar olmaktadır.
     Özetle belirtmek gerekirse komünist Çin hükümeti Doğu Türkistan'da Uygurlara yönelik uyguladığı "doğum kontrol politikası şudur: Doğu Türkistan'da nüfusu kontrol altına alıp, halka refah getirmeyi amaçlayan olumlu bir tedbir değil, bilakis Uygurların neslini kurutmayı amaçlayan, Uygurların insani hak ve hukukunu ayaklar altına alan, insanlığa karşı yürütülen zalimane bir uygulamadır.

SONUÇ

     Yukarıdaki delillerden şunu anlayabiliriz ki; komünist Çin hükümeti Uygur halkına zulmetmekte, Uygur halkının insanî hak ve hukuklarını istedikleri gibi çiğnemekte, tarihte insanlık medeniyetine silinmez katkıları olan kadim bir milleti yer yüzünden yok etmeye çalışmaktadır.
     Zulmün olduğu yerde, ona karşı çıkanların olması kesin bir hakikattir.
Çin zulmünün her geçen gün artmasına karşılık, Uygur halkının sabır-takati tükenmiş ve Çin hakimiyetine karşı kin ve nefretini tıpkı patlamaya hazır olan gayet güçlü bir yanardağı haline gelmektedir.
     Bosna-Hersek, Kosova, ve Doğu Timur'da meydana gelen facianın Doğu Türkistan'da da meydana gelmesi an meselesi haline gelmişdir. Şayet Doğu Türkistan'daki tehlikeli koşullar ciddi bir şekilde gözlenerek, Çinin zalimane uygulamalarına dur denilmez ise, dünya halkı Doğu Türkistan'da yakın gelecekte meydana gelme ihtimali yüksek olan Çin tarafından Uygurlara uygulanan soykırımın şahidi olacaklardır.

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi
 


©E.T.I.C.      E-mail: bilgi@doguturkistan.net   - Değişiklik: 10/01/2002 15:01 webmaster