(Enformasyon
Merkezimizin vatanda uzun yıllar haber ve
neşriyat sahasında hizmet veren Ertuğrul
Atihan ile yapılan sohbetin tam metni)
Bu günkü dünyada haber
hazırlama işlerinin hızlı gelişme göstermesi
neşriyat-haber hususlarına kolaylık ve
müsait şartlar hazırlayan internet'in
keşfedilmesi Kızıl Çin komünist hakimiyetin
Uygur halkını ebedi esarette bırakmaktan
ibaret rezil rüyasını berbat edip, onların
müstemlekecilik ve yayılmacılık işlerine
tehdidi beraberinde getirdi.
Uygur halkı arasında yakın
yıllardan beri kendisinin hak ve hukukları
üzerinde düşüncesi olan dünya milletleri
olmak üzere özgür yaşamaya imrenen
demokratik fikir ortaya çıkıp, türlü
şekillerdeki müstakillik hareketleri
arka-arkaya ortaya çıkmıştı.Uygur halkı gibi
uzak tarih, medeniyet ve kendisine has dini
inanç ve örf ve adetlere sahip, nüfusu 30
Milyonu geçen bir etnik guruba tabii olan
insani eğilimlerin meydana gelmesini, Uygur
dil ve yazısı, dini inanç, neşriyat-haber,
radyo ve televizyonlarda gören Çinliler,
zehirli ellerini uzun yıllardan beri az da
olsa halkımıza manevi azık vere gelmekte
olan neşriyat ve haber mahallerimize uzattı.
Şimdi vatanımızın Doğu
Türkistan'da var olan neşriyat-haber, radyo,
televizyon merkezleri komünist Çin
hakimiyetinin zorbalık siyasetini teşvik
eden , yerli etnik milletlerin mevcudiyet
hakkını inkar eden türlü iftiralarla dini
özgürlüğünü boğan, yerli milletlerin dil,
yazı ve medeniyetini yok etmek için hizmet
eden terörizm organlarsa da, onlar yine
huzursuz olup, yeni uğursuzluklar
türetip,millî karakterimizi zayıflatmak,
medeniyetimizi yıkmak, dil ve yazımızı yok
etmek cihetlerinde vahşice faaliyetlerini
sürdürmektedir.
Ben bu münasebetle uzun
yıllar Çin'in Doğu Türkistan'daki
neşriyat-haber sahasında çalışan bir
vatandaş Ertuğrul Atihan'ı ziyaret ettim…
Soru : Siz vatandayken
Çin'in Doğu Türkistan'daki neşriyat-haber
sahasında çalışmışsınız doğru mu ?
Cevap: Doğru.
Soru : Neden vatanı bırakıp yurt dışına
çıktınız?
Cevap: Ben bir yazarım.
Dünyanın vaziyetini iyi bilirim. Vatandaki
eşitsizliklere dayanamadım. Çin komünist
hakimiyetinin halkıma yönelttiği terörist
hareketleri dünya kamuoyuna anlatmak arzusu
ile vatandan ayrılmaya mecbur oldum.
Soru: Doğu Türkistan'da hangi hizmetle
meşgul oldunuz?
Cevap : Gazetecilik yaptım.
Soru : Siz hangi
eşitsizlikleri nazarınızda tutuyorsunuz?
Cevap: Haber-neşriyat,
radyo-televizyon merkezleri, gerçek yaşamın
yansımasıdır. O, kendisinin misyonu ile
radyodaki kişilerin menfaatine vekillik
etmesi gerekir. Benim vatanım her ne kadar
Çinliler tarafından müstemleke haline
getirildiyse de, Çinliler dünya halklarının
gözünü boyamak için burada otonomi
siyasetini yürütmekteydi. Durum böyleyken,
hakiki anlamda otonomi siyaseti yürütmesi
gerekirdi. Gerçekte ise öyle olmadı. Dil ve
yazımız dışlandı, yada göstermelik hale
dönüştürüldü.
Normal dini
inanç özgürlüğümüz boğuldu. Yada din, faşist
hakimiyetin menfaati için kullanıldı. Millî
eğitimimiz yıkıma uğradı, yada Çin'in
asimilâsyon politikası için hizmet
ettirildi. İktisadi yönden geri bırakıldık,
yada tabii zenginliklerimiz talan edildi.
Kadın-kızlarımız ahlaksızlığa sürüklendi.
Yada, eşitsizlik ve yoksulluk nedeniyle ayak
altı edildi. Bunlar da yetmemiş gibi
namussuzca uluslar arası kamu oyunda nüfus
planlaması adı altında büyük atılımı bahane
ederek nüfusumuzun normal çoğalmasını
önleyici soykırımı yürürlüğe koydu.
Çocuklarımızın gelişim oranı atom
denemeleri, gıda yetersizliği, bulaşıcı
hastalık, tedaviye para bulamama,
hastahanelerde çeşitli deneylere kobay olma,
doğumuna az bir zaman kala kasten düşük
yaptırma, organlarını satma, daha dünya
ışığını görmemiş bebeklerin kıymetli
uzuvlarını kaliteli yiyecekler gurubuna
dahil etmek… gibi yöntemlerle nüfusumuzun
artış oranını dünyanın her hangi bir
yerindekine oranla çok düşürdü…
Temel eğitimini alan
çocukların, ilköğretim eğitimine sahip
olması, ilköğretimi bitirenlerin
ortaokullara, ortaokulu bitirenlerin
liselere, liseleri bitirenlerin ise görev
alması çok zor olup, çocuk eğiterek topluma
kazandırmak halkımızın başının belası
durumuna geldi. Çiftçiler çeşitli haksız
vergilendirilmelerle halsiz kaldı. Biz
bunları haber ve neşriyat vasıtasıyla
uluslar arası kamuoyuna duyuramadık.
Taleplerimizi ünlü Çin hakimiyetine
anlatamadık. Bizim bakış açımız fazla büyük
olmasa da yankıları haber, edebiyat-sanat ve
siyasî sahaya ait makalelerimizde yer
almadı. Yazarların normal kalem
oynatmalarına sert yasaklar getirildi. Bu
yasakları delecek olanlar ise çeşitli
yaftalar vurularak hapse atıldı, kasıtlı
olarak öldürüldü, delirtildi. İşte bunlar
eşitsizlik değil de nedir.?
Soru: Duyduğumuza göre
Uygurca kitapları neşretmek oldukça zorlaştı
diyorlar, doğru mu? Gerçekte ise çıkmakta
olan kitaplar oldukça çokmuş bu nasıl
oluyor?
Cevap: Doğru, Uygurca kitapların epey
çıkmakta olduğu gerçek. Bu kitapların %
95'ine komünist Çin hakimiyetinin tarihini
çarpıtmak, milletini yok etmek istediği Doğu
Türkistan'ın, dini inanç özgürlüğüne izin
vermemek, neşriyat-haber özgürlüğünü
yasaklamak demokratik fikirleri bastırmak,
Uygur nüfusunun çoğalmasının önünü almak.
Çin medeniyetini ön plana çıkarıp gösterecek
uluslar arası kamuoyunu ve Uygurlar başta
olmak üzere Türk kökenli halkları aldatmak
gibi fikirler yerleşmiştir. Biz normalde
kendimize gerekli kitap, dergi, gazete gibi
propaganda materyallerini çıkartamayız.
Normalde neşredilmekte olan materyallerde
Çin'in sıkı denetimin den geçmek zorunda.
Soru : Uygurca
materyalleri Çinliler hangi yöntemlerle
denetliyor?
Cevap: O, çok kolay
önceleri daha Uygurların gözleri açılmadık
zamanlarda zehirli sosyalizm akideleri ile
bizi aldatıp, itikatlarımızı sinsice
kendileri için hizmet etmişse de, zaman
geçtikçe halkımız içindeki yumuşak mizaçlı,
Çin okullarında okumuş yada Çinliye meyilli
iktidarsız kişileri arayıp bulup, onları
para ve salahiyet vererek satın alıp,
böylece çeşitli siyasî eleklerden geçirip
kendi akidelerinden kopan hükümran millet
için uşaklık yapacak bir çeşit uşakları
yetiştirip çalıştırırlar. Üstelik onlar bir
hizmet ifa ettiklerinde Çinlilerden de ileri
giderler.O, yaramaz insanların özelliği bu
olduğundan fırsatı yakaladı mı kardeşliğe
sert bir şekilde kendisini gösterip gayet
normal eserlerde dahi kusur bulurlar.
Yeri sırası
gelmişken şunu da ifade edeyim; Çin toplumu
aralıksız kalkınıp kendilerinin bu devirde
ileri gitmekteki kalkınma yolunu
tamamlamaktadır. Kendi halkını kalkındırmak
yolunda yeniliklere uzanmaktadır. Bu sebeple
neşriyat haber sahasında da malum yeni
devire uyum sağlayacak siyasetleri
düzenleyip kendisi için hizmet
ettirmektedir. Onların kendileri için
düzenledikleri politikaları malum nispette
halkımız için hizmet ettirmekte mümkündü.
Bizdeki Uygurlara vekil olup, büyük-küçük
yetkililere eriştirilenlerin bazıları kendi
halkına fedakarlık etmeyi istemez. Bazıları
da oldukça cahil olduğundan akla karayı fark
edemez. Bazıları tembel türlü medeniyet
bilimlerini, kamuoyundaki Çin hükûmetinin
politikalarındaki bizim için faydalı ve
faydasız olan acizlikleri anlamazlar. Yada
sinek kadar hukukundan ayrılmasından endişe
edip, tavuk yüreklilik ederek medeniyet ve
kalkınmamıza ayak bağı olurlar. Yada uşaklık
yaparak Çinlilere yaranamazlar. Daha olmazsa
milletin o yerdeki vekili olmayı
beceremezler.
Şöyle bir hikaye anlatayım, bir gün
ben bir genç yazarın kendim yayıma
hazırladığım kitabını, malum bir küçük iş
yerinin mesulünün yanına tasdik ettirmek
için alıp gittim. Eser oldukça iyiydi. Demin
sözünü ettiğim cahil "Bu çocuk çok gençmiş,
eserini çıkartmak için acele etmeyelim.
Resmini de mi verecektiniz, oldukça
enteresan bir iş bu, henüz 30 yaşına gelmiş
keleklerin kitabına resimlerini vermeye
başlarsak 50-60 yaşına girenlerinkini ne
yapacağız."dedi.
Gerçekte,
Çinliler gençlerin eserlerine demokratik
fikirler çok diyerek bakarak, neşretmeyi çok
fazla istemezler. Onlar asıl şimdi
yetişmekte olan gençlerden çok büyük ümitler
bekledi. Büyükleri bir şeyler yaparak yok
ettik. Küçükler bizim için hizmet ederler,
diyerek ifade etmişti. Onlar bu günkü
devirdeki gençleri görerek kendilerinin
keseri yanlış vurduğunu anlamış olsa gerek,
ziyankarlığının bıçak ucunu gençlere
doğrulttu. Biz birkaç yıl direniş göstererek
büyük zorluklarla gençlerin bir kısım
eserlerini az da olsa çıkarabilir olduk.
Öyle kişilerin bizlere getireceği zorlukları
Çinlileri hiçbir şekilde bedel ödetmeden
maksatlarına ulaştırır. İnsanların kafasını
hangi yolla değiştirerek kendisi için haleti
ruhiyesini yok etmiş olarak hizmete
göndermek için hazırlık içinde oldukları
insanlara malum olmaktadır. Yine bir
defasında bir yazarın eserini birkaç
merhaleden geçirip sağ-selamet bir başkanın
yanına alıp gittim.
"Burada, özgür sohbetten ibaret ve
batının burjuvaca özgürleştirme fikrini
yansıtan ifadeler var. Bu sebeple neşretmek
mümkün değil." dedi. Gerçekte ise, o eserde
Uygur gençlerinin Komünist Çin hakimiyetinin
Uygurları boğmakta olduğu konu
edilmekteydi.
Soru : Doğu
Türkistan'da şu anda Uygur dilinde kitap,
gazete ve dergi çıkaran kaç yer var? Yılda
kaç çeşit kitap, dergi ve gazete
çıkartılmaktadır? Oralarda kaç Uygur hizmet
veriyor?
Cevap : Neşriyatların
sayısı 10'a ulaşmaz. Her bir vilayette birer
dergi ve gazete çıkarılıyor. (Kazak, Kırgız
dillerinde çıkan kitap ve dergilerde buna
dahil.) Lakin, bu matbuat yerlerinde aslı
Çin dilinde kitap ve dergiler çıkartılıyor.
Bir yılda tahminen bin çeşitte yakın kitap,
gazete ve dergi neşredilir. Uygurca
yayımlanan kitap, gazete ve dergi tahminen %
30-40 civarındadır. Bunları tafsilatlı
anlatmasam da siz biliyorsunuz. Asıl
yönetici mevkilerin tamamını Çinliler
sahiplenmişlerdir. Malum bir büyük neşriyatı
ele alacak olursak orada 500'e yakın insan
çalışıyor. Uygur tahrir bölümünde sadece 47
kişi muharrir olarak çalışmaktadır.
Bunlardan matbuat bölümlerinde Uygurların
sayısını kıyaslamak mümkündür.
Soru : Doğu Türkistan'daki Uygur
dilinde yayımlanan haber ve neşriyatların
iktisadi durumu nasıl ? Halkımız ne tür
kitapları benimsiyor?
Cevap: Uygur dilinde yayın yapan neşriyat
merkezlerinin iktisadi durumu tarihimizdeki
bütün çağlardakine bakarak kesinlikle kötü
duruma düştü. Uygur milletinin bu güne kadar
varlığını sürdürmesinin asıl sebeplerinden
biri neşriyat ve haber merkezlerindeki Uygur
dili medeniyet hadisesinden gördüğü Çin
müstebitleri yakın ki birkaç yıldan beri
Uygur matbuat merkezlerine olan siyasî
baskıyı kat kat arttırmaktan başka kitap,
gazete ve dergilerin sayısını ve
sayfalarını, ünlü iktisadi ve siyasî
sebeplere bağlayıp, insanları endişeye sevk
edecek derecede azaltmaktadır. Sayısız
dergiler, Çin'in kasıtlı olarak oluşturduğu
zengin memleketteki yoksulluk nedeniyle
çıkartılamamaktadır. Çıkartılamamakla
karşı-karşıyadır. Bazılarının sayfaları
kat-kat azaltılıp, hiçbir şeye benzemez bir
duruma getirildi. Neşriyatlar ve gazete,
dergi tahrir bölümleri ağır iktisadi
sıkıntıya düştü. Doğu Türkistan gibi tabii
zenginlikleri fazla, yerli halkı çok eski
medeniyete sahip bir ülkede tarihte
görülmedik derecedeki medeniyet katliamı
yapılmaktadır. Matbuat merkezleri iktisadi
zorluklar yüzünden bütün parasına kitap
çıkartarak maaş dağıtımında da çaresiz
kalmaktadır.
Malum bir
neşriyatın halkperver bir mesulü ünlü uygur
Otonom bölgesinin (Doğu Türkistan)ın malum
bir kukla yöneticisinden neşriyat için
meblağ istendiğinde "kitap çıkartacağız
diyerek eziyet çekene kadar verilen maaşı
harcayıp yatsanız olmaz mı, ne diye başımızı
ağrıtmak için gidip-gelip duruyorsunuz"
demiştir. Bilmeyenler için bu normal bir söz
gibi gelmişse de bilenler için bu korkunç
sinyaldir. Bakınız, bizim psikolojik
cihetteki acziyetimizi nasılda bilmekteler.
Biz hayal bile etmemekteyken dünyaya nüfus
belası ve karnının açlığından şekillenen
ihtiyaç pazarı vasıtası ile insanlığa afet
getiren, kendisinin akıl ve ferasetine
dayanarak yaşamayı bilmeden Uygurların bol
tabii zenginliklerini talan etme pahasına
şişmanlayıp gözlerine yağ dolmuş bu doğuştan
geri zekalı milletin bizleri dar yerde
sıkıştırmak için kafa yorup bulup çıkardığı
ünlü beşbin yıllık tarihindeki bu ilk
icraatına bakın! İnsanlığın bahtı için bir
icraat ortaya çıkartmaya hür akıl feraseti
yetişmeyen bu milletin nüfus cihetten
kendisiyle açık güç gösterisi yapacak olan
aciz milletleri hangi şekillerle asimile
edeceklerine çalışan kafalarını toprağımızı
aldı, tabii zenginliklerimizi talan etti,
halkımızı cahil bırakıp, iktisadi cihetten
yıkıma uğrattı. Dini inancımızı zayıflattı,
şimdi buda yetmemiş gibi ruh dünyamıza
yapmakta olduğu saldırılarını durdurmak
gerekiyordu. Doğru kitap ve dokümanlar Uygur
dilinde çıkmıyor değil çıkıyor, sayısı da
epey var; lakin iyi kitapları yazmaya yada
tercüme etmeye izin vermiyorlar. Tarihimiz
dinî inancımız ve millî kültürümüze ait
kitaplarımız bin sefer tıraşlanıp
çarpıtılarak kendilerine yaralı hale getirip
yada konuları dar yere sıkıştırmak suretiyle
kitaplar yaptırıp muhtevasına uymayan bir
şeylere benzettikten sonra neşretmeye izin
verildi. Yeni çıkmakta olan kitaplarında
zamanı geçmiştir.
Soru: Duyduğumuza göre
BM örgütü fenni eğitim teşkilatı tarafından
Uygurların maarifini ve millî medeniyetini
kurtarmak için çok miktarda doküman
neşredilmiştir her halde ?
Cevap : Doğru, oldukça çok
miktarda paralar vermişler. Onun bir kısmı
kitap ve materyaller neşretmede kullanıldı.
Kalanını ise neye kullandıklarını kimse
bilmiyor. Bir kısmına kitap neşredildiyse
de, neşredilen kitapların maarifimize ve
millî kültürümüze hiçbir yararı olmadı.
Bunun
sebebiyse şu:
1- Bu paralarla
hükûmet 80'li yıllarda neşredilen Uygur
maarifine ait olarak düzenlenen ve Uygur
medeniyeti görünümlü derslikleri Çin'in
müstemlekecilik siyaseti ve Çin kültürünü
yansıtan kitaplara dönüştürüp ünlü "Uygur
dersliklerini yenileme" planı uygulamaya
konuldu. Asıl fen kitapları eski haliyle
kalmaya devam etti.
2- Bu paralarla
Çinliler kendileri çoktan vaz geçtikleri
kamuoyunda "geçmez meta zorla satar"a
dönüşen komünist düşünceyle insanların
yönünü saptıran Çinli yazarların ateizm
eğitimi, sosyalizm ve komünizm ahlakı(!) ve
ünlü milletler ittifakı gibi milleti gaflete
sürükleyen siyasî ve edebi kitaplar
neşredildi.
3- Bu paralarla
çocuklara ve maarife hiçbir yararı olmayan
Çin, Rus ve Uygur uşak tabiatlı yazarların
Çin'den bize miras kalan sosyalizm fikrinin
yansıtıldığı "Kızıl Bitki", "Kanatlı Yazı",
"Sınırsız Ormanlık Karlı Vadi", "Dongzi",
"Çelik Nasıl Tasvlandı", "Fırtına
Çocukları", "Kızıl Şahin", "Li Peng Amca",
"Ladungyi", "Fedakar Su İşleri Mütehassısı
Wang Wei" olmak üzere ismini saysa dahi
insanın içi bulanan insanlık tefekkürüne zıt
ve bizleri köleliğe sürükleyen kitaplar
çıkarıldı.
4- Bu paralarla
yukarıdaki gibi kitapları çıkartıp çaresiz
mazlum halkımıza zorla satarak topladıkları
paraları Kazak, Kırgız, Özbek olmak üzere
zavallı kardeşlerimizi bize karşı satın
alıp, onlarla vatanımızın ve halkımızın
insani hak ve hukuklarından olan özgürlük ve
hürlük için mücadele eden arslan yürekli
delikanlılarımızı hangi yöntemlerle
katledeceklerinin üzerinde hazırlıklar
yapmıştır.
5- Kitap ve
doküman neşretmeye ayrılan paraların büyük
bir kısmı Çin maarifini kalkındırmak için
kullanıldı. Onlar bazı yeni derslikler
neşrettiler. Aracıya haksız dayak misalinde
olduğu gibi her açıdan zararlı çıkanlar
Uygurlar oldu. Kazak, Kırgız, Moğol, Şive
olmak üzere medeniyetle biraz arkalarda
sayılan milletler Uygurlara karşı maksatlı
olarak kalkındırıldıkları için bu paraları
kullanma işleri Çin hükûmetinin temelden
kollayarak kumanda etmesine bağlı olarak
bizimkinden daha düzenli oldu. Onlar şimdiye
kadar maarif sahasında yapamadıklarını yapma
fırsatını yakaladı.
Soru: Halkımız ne tür
kitapları benimseyerek okuyor? Neşredilmekte
olunan kitaplar bu tür ihtiyaçlara cevap
veriyor mu? Uygurların kitap okuma tutkusuna
nasıl bakıyorsunuz?
Cevap: Ecdatlarımızdan
miras kalan geleneksel fikirlerimize uyuşan
yeni maarifimiz henüz bodur halde Çin
esaretine düştüğünden onda kendine has
özellik ve evrensel çağdaşlık şekillenmiş
değildir.Maarifimiz kesinlikle ihtiyaç
haline gelen bilim sahiplerini Doğu
Türkistanlıların fiili yaşama hakkını
kuvvetlendiren güç sıfatı ile hedefli
eğitim, sistemli maarif nazariyesini ve
yitici düşüncesini iptidai şekilde de olsa
vücuda getiremedik. (Bu da komünist Çin'in
elbetteki etkisi var.) Böyle olduğundan
ortaokul, teknik lise ve liselerde çoktan
vakti geçen dersler, görülür. Öğretim
yöntemleri şimdiki çağın gidişatıyla
uyuşmaz. Okul bitirenlerin seviyesi
kendisinin millî kültürüne bir ölçüde uyacak
metodlarda düzenlenen içtimai fenlerde ve
özellikle de edebiyat, sanat ve tarih olamk
üzere fenlerdeki düzeyi evrensel seviyeden
çok uzak olsa da millî medeniyetimizin başka
içeriklerine oranla biraz yüksektir. Böyle
olduğundan kitapların kesinlikle büyük
kısmının kültür seviyesi o kadar yüksek
değildir. Onlar müstemlekeciliğin
sıkıntısını yeterince çekti. Zamanevi
bilimleri öğrenmekten oldukça uzun bir sürse
mahrum bırakıldığından şimdiki zamanın dünya
ideoloji ve çağdaş ilimlerle ait kitapları
okumaya o kadar meyilli değildir. Onların
fen eğilimli olduğu kitaplar, zulmetin
kapladığı gerçek hayatı bir an için unutup,
kendilerinin kırık kalplerine teselli veren
İslam'a ait kitaplar, Uygur tarihine ve Doğu
Türkistan tarihine "Doğu Türkistan Millî
Hareketleri"ne ve halkın ağız edebiyatına
ait kitap ve dokümanlardır.
Halkımız ilim sahasındaki ağır ve
akılcı emek talep eden derlemeleri konu alan
kitap ve materyalleri okumazlar, yada
okuyanlar yok denecek kadar azdır. Bizde
İslam dinine ait olarak her kim kendi
bildiğince değerlendirmeler yaptığı,
tarihimize ait çok çarpıtılan Çin ve bir
kısım uygur aydınların kitapları çok
neşredildi. Bunları duymak şimdiki
Uygurların "Çağdaş Fen ve Teknoloji"
arayışları haline geldi. Lakin böyle
kitapların bir kısmını bulmakta kolay değil.
Bulunsa bile satın alınabileceklerde çok az
sayıdadır. Bazı kişilerin geçiminden
arttırarak biriktirdiği paralar siyasî kitap
ve materyallere abone olmaya yetmez.
Neşriyatlar hükûmetin diğer
vergileri yetmemiş gibi halkımızın başına
"kitap vergisi"ni musallat etti. Onlar para
kazanmak için başka yol bulamadan yine bizim
sabırlı halkımızın yakasına yapıştı.
Xinkiang (Doğu Türkistan) :Gençler Neşriyatı
gibi bazı neşriyat ve matbuat yerleri Çin'in
müstemleke siyasetini teşvik eden kurultay
belgelerini Çinli müstebitlerin hayatının
yansıtıldığı eserleri komünist düşünce ve
ahlakın yer aldığı makaleleri, ateizm
eğitimine ait kişilerin dini itikadını
zehirleyecek neşriyatları halkımızın mecburi
satın alması hakkında hükûmet adına kızıl
kapaklı belge çıkartıp mecburi sattı. Burada
zaruri görüldüğünden, bu tür "Kitap Vergisi"
ortaya çıkardılar şeklindeki bir faciadan
bahsedecek olsam fazladan bir ifade
kullanmış olmam diye düşünüyorum. Hoten'de
çiftçinin iki çocuğu varmış. Bir gün malum
bir neşriyatın görevlileri mecburi kitap
satışı için Hoten'e gelmiş. Onlar sattıkları
kitapları almadığında siyasî suç olurmuş.
Deminki çiftçi iki çocuğunu peşine takıp
giderek yanındaki bir miktar paraya
çocuklarının sevdiği kitapları almış. Birkaç
gün geçmeden abla kardeş okuldan gelip
babasına öğretmenin 32 Yuen'den kitap ve
doküman parası getirmelerini söylediğini
anlatmış. Evde paraları yokmuş. O kişi para
borç bulmak için gitmedik yer kalmadan
sadece bir çocuğuna yetecek kadar para
bulup, çocuklarına çok sert davranmış ve
parayı yaşça biraz büyük olan oğluna vermiş:
Oğlu;
-Canım bacım, böyle
kaygılanma al bu parayı öğretmene ver demiş,
bacısı bu durum karşısında duygulanıp,
Ağabeyine,
- Ağabey, bu parayı
sen kullan ben bu parayı alırsam sen ne
yapacaksın? Demiş.
Ağabey'yi:
Körpelik
yansıyan gözlerine yaş dolup:
- Benden merak etme
benim evdekilerden habersiz biriktirdiğim
param var onu vereceğim demiş.
Küçük kız,
- Sevincini saklayamadan
ağabeyinin boynuna sarılarak öpmüş, koşarak
sınıfa girmiş. Gerçekteyse erkek çocuğun
cebinde parası yokmuş. Kız kardeşi sınıfa
girdikten sonra, doğal zenginlikleri
Çinliler tarafından talan edilen, dünyaca en
zengin devlete dönüşmesi açık olan bir
ülkenin bu günahsız yoksul çocuğu okulda
okuldan tenha bir yeri arayıp bulup kendini
asarak intihar etmiş. Ben bu olayı duyup
kendimi tutamayıp ağladım. Bu vatanımızda
meydana gelen iktisadi nedenlere bağlı
sayısız facialardan sadece biridir. İşte bu
müstemlekeciliğin evlatlarımızın başına
getirmekte olduğu külfetlerdendir. İşte bu
yarım asırdan beri Çin toprağına gece-gündüz
taşımakta olan petrol ve değerli yer altı
zenginliklerimizin bize getirdiği safahatı,
işte bu Doğu Türkistan'daki birdalımız satan
iğrenç Çinli kadar bile parası olmadan,
vatanı özgür olmuş gibi derisine sığmadan
yaşamakta olan Uygur zenginlerin cebine
sığmayan necis paranın haysiyeti, işte bu
milletinin insani hak ve hukuklarını satıp
milletin vekili olmak salahiyetine erişen
kukla yöneticilerin bize getirdikleri
sefahati, işte bu bozgunculuğa, zehirli
maddelere, içki, kumar ve her türlü keyif
verici ortamlara kapılan bazı zengin
çocuklarının hayır hahlığı, işte bu 21. asra
sağ salim ulaşan mazlum halkımızın ilim-fen
sahasındaki insanları acındıran uğursuz
kaderi. Bu haldeki bir millette kitap okuma
isteği ne kadar olabilir ki?! Böylesine
iktisadi cihetten talan edilen kültürel
cihetten yıkıma uğratılan bir milletin haber
ve neşriyatları nasıl olsun?! İnsanlar hangi
şartlarda olursa olsun üç öğün karınlarını
doyurmak zorundalar.
Soru: Vatanımız Doğu
Türkistan'da şimdiye kadar neşredilmeyen
kaliteli eserler var mı? Yine böyle eserler
yazılabilir mi?
Cevap: Uygur milleti 6000
yıllık tarihe sahip kadim bir millet, bunu
dünya ilim sahasındakiler iyi bilirler. Biz
şanlı medeniyetimizle övünmeye değer büyük
milletlerden biriyiz. Böyle bir millette
elbetteki sayısız medeni, ilmi miraslar
olacaktır. Lakin; Çin müstemlekesi yaşayan
bizden başka bir çok milletlerin burnunu
silip attığı kağıtlar dahi neşredildi.
Oysa; bize ecdatlarımızdan miras kalan on
binlerce parça kitap Çin'in
hapishanelerinde, diş ülkelerin karanlık
hapishanelerinde. Tahsilsiz bırakılan
halkımızın güneş ışığı girmeyen
mahzenlerinde hiçbir koruma tedbiri olmayan
şartlarda çürüyüp çöpe dönüşmektedir. Doğu
Türkistan'ın hangi köşesine gitseniz eski
kitaplara ayağınız takılıp düşmeye
kalkardınız. Lakin; Çin'in yerli halkı
medeniyetle geri bırakılmayla yok etmekten
ibaret tarihteki bedevi milletlerin kitap
yakmalarından daha ağır olan terörist
politikaları kültür miraslarımızın giderek
yok olmasını hızlandırmaktadır. Bu duruma
dünya kamuoyunun dikkatini çekmek gerekir.
Yıkıma uğratılan kitaplar ecdatlarımızın
yalnız bize değil, bütün insanlığa
bıraktıkları paha biçilmez hediyeleridir.
Sorunuzun
devamına cevap verecek olursam, o tür
kitaplar devamlı yazılacak. Bazı kısa süreli
zamanları saymazsak Çinlilerin bize
aralıksız zulmetmekte olduklarına iki asra
yakın zaman oldu. Bu esnada Nizari, Meşrep,
Molla Seyrami, Molla Bilal… olmak üzere
büyük aydınlarımız ortaya çıktı ve kıymetli
eserler bırakıp gittiler. Ondan sonra
tecelli, Kutluk Şevki, Abdulkadir Damollam,
Abliz Mehsum, Abdulhaluk Uyguri, Memtili
Efendi…gibileri yetiştiren bu millet, Mehmet
Emin Buğra, Kuddus Ğocam Yarof, Ziya Samedi,
Turgun Almas, Abdulşekür Mehmet Emin, Murat
Hemrayof gibi büyük alimlerimizi yetiştirdi,
yetiştirmeye de devam ediyor. Öyle kolay iş
yok, biz tarih sahnesinden yok
olmayız.Halkımız daha ecdatlarımızın izinden
yürüyecek yeni yeni nesillere gebedir.
Halkımız hayatta oldukça medeniyet işlerimiz
ve millî bağımsızlık mücadelemiz
durmayacaktır.
Soru :Doğu Türkistan'da
şu anda var olan haber ve neşriyat
birimlerinin millî kültürümüzü kalkındırma
cihetindeki katkısına nasıl bakıyorsunuz?
Millî bağımsızlık mücadelemizdeki yerini
nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Cevap: Gerek kahraman olsun gerekse hain
olsun, gerekse de sıradan insan olsun, yada
bilim sahibi olsun o, eğer Uygur'sa mutlaka
günün birinde halkının çabalarına ve
iniltilerine kulak vermeye mecbur
inkılapçıların çıkabileceğini bir kenara
bırakmak mümkün olmaz. Biz Uygur toplumunda
oldukça aşağı gördüğümüz bazı kişilerin
milleti için katkı sağladıklarını, oldukça
değerli bildiğimiz bazı insanların da
millete inanılmaz derecede zara vermekte
olduklarını gördük. Buna bakıldığında
haber-neşriyat sahasında çalışmakta olan
kişilerin millî kültürümüz için cansiperane
çalışanlar temel yerdedir. Biz bu cihetten
Çinliler'den daha iyi bir şansa sahibiz.
Onların gönlünü hiçbir bedeli olmaksızın
kendimize yöneltemeyiz. Bunun kendisi bile
bir galibiyettir. Kolay dememizdeki sebep
onların içinde millî hissiyat depreşip
durmaktadır. Millet söz konusu olduğunda
canını dahi esirgemeden vermeye hazır olan,
gece-gündüz milletin tasasını çeken, çıkış
yolu bulamadan durmadan arayış içinde olan,
iktidar sahibi ve işe yarar kişiler % 90
orana sahiptir. Onlar görünüşte Çin için
çalışıyor gibi görünselerde, gerçekteyse
sessiz sedasız millî menfaatleri için
mücadele temektedirler. Onların gücünü
hafife almak ve herkese aynı gözle bakmak
mümkün değildir.
En basiti onlar, Çin'in
dil ve yazımızı yok etmekten ibaret vahşi
karanlık niyetine karşı durdular. Millî
kültürümüzü koruyup kollama alanında çok
gayret sarf ediyorlar. Kendilerinin
fonksiyonunu devam ettiriyorlar. Kültür
cihetinde çok geri kalan milletlerde millî
inkılabın galip gelmesi kesin değildir.
Neşriyat-haber sahasındaki aydınlarımızın
inkılabımıza objektif şartlar hazırlama
yolundaki katkılara üstün düzeyde değer
vermek gerekir.
Neşriyat-haber sahasındaki
kardeşlerimize Çin hükûmeti ezelden beri
güvenmezlik, ciddiye almazlık tutumunu
sürdüre geldiği yetmemiş gibi şimdide
iktisattan ibaret rezil bir kozu kullanarak
onların mesleki meşguliyetlerine, ailevi
durumuna ağır sıkıntılar getirmektedir.
Bizlere malum bu durum bizim açımızdan
faydalı olan Çinliler türlü yollarla iş
yerlerinden çıkartılma arefesindeler.
Onların iyi eserlerini neşretmeye izin
vermemekle beraber insanların gırtlağına
kadar doyduğu siyasî kitapları mecburi
çıkartıp, "onu satarak maaşının % 85'ini bul
,aksi taktirde iş yerini terk et!"
demektedir. Bunu bir kısım askerî okullardan
alıntı yaparak oluşturulan ve Çin
okullarında okunan hukuk için ailesinin
huzur içinde gün geçirmesi için; milleti ve
milletin ulvi değerlerini satan münafıklar
destekçi olmaktadırlar. Hükûmetin
neşriyat-haber işleri için vermekte olduğu
meblağları kestirip, halkımızın
kitapseverliğini Çin'in menfaatine kullanıp,
yerli zenginlerimizin üç kuruş parasına
güvenerek kitap çıkartmaktadırlar. Mesela,
Doğu Türkistan'daki malum bir neşriyatın
sıradan bir çalışanı neşriyat-haber
alanındaki Çin'e ayak bağı olan bir kısım
neşriyat çalışanları azaltmak, hükûmetten
parasını almama, çıkmakta olan kitap ve
dergilerin sayfasını azaltmak veya
durdurmak, kitapların sayısını azaltmak
zaruret halinde halkın meblağını, hükûmetin
siyasetini teşvik etmek cihetindeki Çin'e
gösterilen akıl-feraset ve bu yolda çalışan
fiili hizmetleri hesabına neşriyatın ezelden
beri yüksek refahtaki aydınların yönetiminde
olagelmekte olduklarından ibaret iyi durumu
değiştirip bu mevkinin rehberlik
salahiyetine ulaştılar. Bunun millî
medeniyetimizdeki büyük bir trajedi olduğunu
kısa zaman sonra halkımız anlayacaktır.
Soru: Biz daima dış
ülkelerdeki dostlarımızdan bizim uzak
tarihimize, medeniyetimize, değerli tarih
eserlerimize, bol medeni miraslarımıza ve
kendince dağ ve ırmaklarımıza merak ve
yakınlık duyduklarını biliyoruz. Neden o
haktaki kitapları geniş çapta neşrederek
iktisadi sıkıntıyı yenmiyorsunuz?
Cevap: Bu soruyu iyi ki
sordunuz. Bizim yapacağımız çok şeyler var
fakat çok ilginç olan taraf kendi
ecdatlarımızın miras bıraktıkları kültürel
değerlerimize dahi kendimiz sahip
çıkamıyoruz. Bu hakkı bize vermiyorlar. Bu
durum yine varıp maarife dayanmaktadır.
Birinci olarak, ilköğretimden liseye kadar
sizin yukarıda bahsettiğiniz kültürel
hadiselerle ilişkilenen fen dalına ait
bilimleri çocuklarımızın yaş guruplarına
göre uyumlu hale getirip öğreterek
sürdürüldüğünden, maarif sistemi
yoktur.ikinci olarak o hususları fen
bilimlerine göre ayrı ayrı araştıracak ilim
araştırma müesseselerimiz yok. Üçüncü olarak
bu sahadaki mütehassıslarımız değil.
Dördüncü olarak alimlerimizin bu konuda
yürüttükleri araştırmaları Çin hükûmeti
tarafından sıkı şekilde kontrol
edilmektedir.Beşinci olarak sayısız tarihi
miraslarımız müstemleke durumunda olduğumuz
için bazı dış ülke kütüphaneleri ve
müzelerden geri alınmamıştır. Altıncı
olarak, sayısız kültürel değerlerimiz aslına
döndürülmek bahanesi ile Çinliler
tarafından değiştirilmektedir.
(Burada sıradan bir misal verecek olursam
fazladan olmaz: Ben 1998 yılında
dairelerdekilerle Turfan'a ziyarete
gitmiştim. Dairemizin iktisadi sıkıntıları
olduğu için biz herhangi bir kültürel varlık
mahallinin parayla bilet satılan kısımlarına
giremedik.
İçim yandı, kendi değerlerimden istifade etmem
gerekirken edemedim. Ziyaretimin sonunda
Bezeklik Bin Evini dışarıdan da olsa görme
fırsatı doğuyordu. Biz oraya gittik. Biz
yemek yemesek de yemeyelim ama bir görelim
şeklindeki talebim, cahil başkanımız
tarafından reddedildi. Ben bir yolunu
buldum, baktım ki dış ülkelerden gelenler
içeri gelmekteler. Onlara dahil olmak
istedim ve onlar geldiğinde birlikte içeri
girdim. Biz girdiğimizde sıkı bir denetim
altındaki kapılar, yabancı dostları sahte
yapmacık gülücüklerle karşılaşıyorlardı.
Benim kemik yapım ve ten rengim onlardan çok
farklı olmadığı için bende hararetle
karşılandım ve başkalarının dikkatin
çekmedim.
Biz bütün evleri gezdik ilginç olan, kendimizin
kültürel varlıklarımızı İngilizce anlatım
için Uygurlardan kimse yokmuş gibi, insanı
iğrendiren telaffuzu ile İngilizce'yi yarım
yamalak konuşan bir hımbıl, tarihi 180
derece çarpıtarak buradaki kültürel
mirasları Çinli sanatkarların yaptıklarını,
Çinlilerin henüz bu topraklara sahiplik
etmedikleri devirlerde yerli halklar
tarafından yıkıma uğratıldığını,
kendilerinin bunları yeniden eski haline
getirmekte olduklarını söyledi. Öfkeden
kendimi öldürecek hale geldim.Öfkemi
dizginledim. Ziyaret sona erdi. Başkaları
oradan çıkmak için kapıya yürüdüklerinde,
ben bin bir zorlukla girdiğim bu yerden
ayrılmak istemediğimden içgüdü ilce başka
tarafa yürüdüm. Köşe tarafta tel örgü
çekilmiş olan "Girmek Yasaktır." Çince ve
İngilizce levha asılmış olan tarafa gözüm
ilişti. Nedendir o tarafa bir ilgi duydum.
Ben o tarafa doğru gittim. Ve restore
edilmekte olunan bir eve girdim. Evde
Çinlinin biri evdeki kompresörle duvar
yıkıyordu. Girdiğimi duymadı. Ben ona
şüpheli şekilde bakmaya başladım.
O, Çinli sapasağlam durumdaki bir resmin göz
kısmını kırmaya başladı. Ben kendimi
tutamadım, "Ne yapıyorsun!" diye sordum. Çin
diliyle, O çok büyük bir irkilme ile beraber
çok da şaşırmış olacak ki, dili tutuldu, bir
şey söyleyemedi anlayabildiğim kadarıyla
"Çince bilen bu yabancı da kim!" der gibi
baktı. Daha sonra "Tamir yapıyorum!" diye
cevap verdi. Ben, "Böyle yaparsan olmaz ben
Urümçi'den geldim, haber merkezinde
çalışıyorum, bu işi makale yapıp yazsam ve
haber yapsam ne yaparsın?" dedim. O zorlukla
kendine geldi ve benim Uygur olduğumu
anlamış olmalı ki, Çin'in Uygurlara bakış
açısı ile "Olur yaz!" dedi. Tehditkar bir
eda ile, Ben artık kendimden endişe etmeye
başladım. Eğer o gizliliğini muhafaza etmek
için beni öldürüp, kapı önündeki uçurumdan
atacak olsa boş yere ölmeyeyim, bunu
Çinliler de korur kollar. Beni kim koruyacak
diye düşünerek "Dur!" diyip oradan geri
çıktım. Geciktiğim için biraz önceki uşak
başkanımız hayvan misali surat asmaya
başladı. Söyleyeyim desem bir türlü,
söylemesem bir türlü meslektaşlarımdan biri
beni hükûmete şikayet mi eder acaba diyerek
kimseye söyleyemedim. Onu yazarak
yayımlamakta zordu. Ben bir Uygur ilim adamı
ile karşılaştığımda bu olayı anlattım. O
derin bir iç çekerek "Öyle şeyleri az mı
zannediyorsun!" bunlar insanlardan gizli
şekilde Çin'den bulunan antik eserleri Doğu
Türkistan'a getirip gömmektedirler. Kaç
tanesi yerli halk tarafından yakalandı.
Çin'in ünlü tarihçisi ve arkeologu
Gomoro'nun 2.000 yıl önce yaşayan ve Çince
şiir yazan sahte bir Uygur şairi vücuda
getirip, Doğu Türkistan'a getirerek Aksu'nun
bir köyüne gömüp, günler sonra insanları
zorla toplayıp gömdüğü şeyi çıkartıp o
insanları yalancı şahitliğe çekip daha sonra
Çin'in ezelden beri bur toprakları idare
ede geldiğini ispat etmek istedikleri
hakkında iyi ki bir şey yazmamışız, eğer
yazmış olsaydınız hükûmet bu zamana kadar
iki ayağınızı bir pabuca sokmuş olacaktı.
Şimdi kendi konumuza gelecek olursak Çin
hükûmeti Uygurların bu alandaki arayışını,
araştırma yapmasından söz edecek olursak
tarihi tarih gibi yazılmasını istemezler.
Neşriyat ve habercilik alanında Çinliler,
Uygurların bu cihetlerdeki zaaflarını
anlayıp dış ülkelerdeki mücahitlerimizin
yarım asırdan fazla emeğinin ürünü olarak
şekillenen şu andaki kamuoyundaki Uygurlara
olan sempati fırsatından faydalanıp
tarihimiz dini inanıcımız, kültürel
değerlerimiz, tarihi eserlerimiz örf ve
adetlerimiz, folklorumuz hakkında dış
ülkedekiler, Uygur bilim adamları ve bazı
bilim adamlarının yazdığı taslağı ve
düzenlediği materyallerden faydalanıp,
kendilerinin menfaatlerine uygun hale
getirip neşrederek, Çin ve uluslar arası
pazarlarda satarak zenginleştiler. Biz ise
"Helvayı hekim yer dayağı yetim."sözünde
olduğu gibi ona da buna da ulaşamadan talan
edilmekte olan değerlerimizin hangisi için
ağlayacağımızı bilemeden yaşıyoruz.
Tarihi eserlerimizi tanıtmak ve neşretmek için
para gerekiyor. O tür kitaplar bizde saman
gibi fazla, üstelik o kitapların
fotokopisini dahi renkli basmazsanız
olmuyor. Uygurlarda böyle bol para olsa,
normal baskı ile basılan ve az para ile
olabilecek yüksek değerde ve neşredilmeyen
vatandan yola sersek Avrupa'ya kadar
uzanacak. Yok olmakla karşı karşıya kalan
değerli kitapları neşrediyor olurduk.
Deminki gibi, BM. Teşkilatının verdiği
paraları böyle işlere kullanmaya izin
verseler insanlık alemindeki medeniyetlerin
Uygur medeniyet miraslarını kurtarmak gibi
büyük bir emek tamamlanmış olacaktı.
İnsanlarda ecdatlarının ve tarih önünde
övünebilecekleri bir iş yapmış olacaklardı.
Bundan bin iki bin yıl önce "Maytiri Simit",
"Altun Yoruk", "Şahname" gibi kitapların
Uygurca'sını "Türk Dilleri Divanı", "Kutadgu
Bilig" gibi şahane eseleri 300-500 yıl önce
"Hemmise", "TarihiReşid", "Ezizane Kaşgar",
"Tarihi Hamidiye", "Kısassul Enbiya" gibi
büyük eserleri veren, milattan binlerce yıl
önce Sakalar döneminden beri 40. yıllardaki
Doğu Türkistan inkılabına kadar 20 den
fazla devlet kuran, Turuk, Kazak, Özbek gibi
milletlerin şekillenmesine temel olan,
Komraziva, Akari Manda, El-Farabi, Yusuf Has
Hacip, Kaşgarlı Mahmut, Ali Şiir Nevaî,
Ahmet Yesevi gibi büyük müteffekir, alim,
filozof ve dilşinaslar ile dünyada övünmekte
haklı bir milletin insanlık tarafından
unutulup, Çin'in vahşi katliamlarına
uğramakta olduğu, kültürel cihetten yabani
milletler sıralamasında sayılma girdabına
getirildiği sahiplik ve kişilik haklarının
dünya tarihinde görülmedik sahte maske
içinde çiğnenmekte olduğu, erkeklerinin
köle, kızlarının cariye yerine konmakta
olduğu gibi hadiselerin insanlığı
düşündürmediğine hayret ediyorum.
Biz insanlık ve medeniyetin uyanışını ve coşku
içinde yaşayışının yerine 20. asırda
müstemleke derdini yeterince çektik. Tarih
bu hakkaniyetsizliğine ilelebet devam etmez.
Allah'ın bizlere de bir lütfü vardır. Bazı
insanlar bizlere ne kadar zulüm yaptılarsa
Allah onları o şekilde cezalandıracaktır.
Mukaddes kitaplarda O, "Ben dilediğimi
yaparım, sizler göreceksiniz." demiştir.
Biz Çinliler düşündüğü gibi kolayca yok
edilebilecek ve onların daha önce yok
ettikleri milletlere benzemeyiz.
Çinlilerinkine benzemeyen saltanatlı
tarihimiz var. Tarih bize zulümden kurtuluş
fırsatını da verecektir.
Soru : Sizin bakış
çerçeveniz içinde bulunan kaliteli eserler
şimdide yazılıyor mu? Böyle eserlerin
neşredilmesi imkanı ne kadardır? Çinlilerin
dil ve yazımızı yok etme ihtimali var mı?
Bizleri onlar gerçekten tarih sahnesinden
yok edebilirler mi ?
Cevap: Evet
yazılmaktadır.Alim Abdulşekür Memtimin'in
"Turan Tarihi"(Eski Merkezi Asya), "Uygur
Makam Hazinesi", "Kutadgu Bilig Hazinesi",
"Uygur Felsefi Tarihinden Umumi Beyan",
"Farabi ve Onun Felsefi Sistemi", "Uygur Taş
Kemir Sanatı", "Uygur Tababeti ve İbni Sina"
gibi eserleri Alim Turgun Almas'ın "Hunların
Kısaca Tarihi", "Uygur Klasik Edebiyatı
Tarihi","Uygurlar" gibi kitapları daha yakın
ki yıllarda neşredildi.
Yine sayısız eserler yazılmaktadır. Böyle
eserler normalde Uygur medeniyet
katmanlarında şimdiye kadar sallantıda devam
eden büyük meseleleri aydınlatma maksadıyla
yazılır.Bu eserleri yazmakta olan
yazarlarımızın kültürel seviyeleri oldukça
yüksek olduğundan, Çin hükûmetine kolay
kolay yakasını kaptırmazlar. Onlar
halkımızın başkaları tarafından çarpıtılmış
olan tarihini kamuoyundaki Rus, Arap, Grek,
Çin gibi nüfuslu kaynaklar temel işinde ve
yine de net olarak ifade edildiğinde
Çinlilerin ecdatlarının düşmanlık nazarıyla
atalarımız hakkında yazılıp bırakılan tarihi
materyaller bol ve rengarenk yazma
eserlerimiz vatanımız Doğu Türkistan'dan,
özelliklede ecdatlarımız aynı devirlerde
faaliyet gösteren Asya bürolarından yeni
yeni zenginleşen arkeolojik buluntulardan ve
halkımız arasında muhafaza edile gelen
tarihimize ait değerli folklor
zenginliklerinden faydalanıp bu günkü zaman
tarih ilmi nazariyeleri ve
gerçekleştirilmesine yönelik parıldayıp
duran tarihimizi aydınlatmaktadır.
Bir milletin tarihi onun ecdatlarının geçirdiği
haliyeti ruhiye, cemiyet ve medeniyet
gelişimin o milletin millî karakterinde
ulaşılan kolektif anlayış birikimi olup,
böyle teferruatı hadiseyi tatminkarlıkla
aydınlatması veya vahşilikle yok etmek o
kadar kolay bir iş değildir. Milletimizin
yakın zaman tarihi geçirdiği rüzgar ve
fırtınalı yıllardaki medeniyet hadiseleri,
kanlı bedeller karşılığında elde edilmişse
de, bu acı gerçek bir yandan milletimizi
zulme karşı durabilecek İmân gücünü
kuvvetlendirdi. Diğer bir yandan millî
kültür işlerimizin bölge karakterini almış
olarak kesintisiz gelişme göstermeye devam
edeceği nazariyesini ortaya çıkardı. Sayısız
kişilerde Çin'in milletimizi yok etmek için
yürüttüğü terörist hareketlerden çok endişe
duyup bilincini kaybedenlere
rastlanılmaktadır. Bu durum gelecekte var
olmak yada yok olup gitme hususundaki
ümitsizliği beraberinde getirmektedir. O
kadar telaşlanmanın yada psikolojik
malubiyet içinde olmanın ve dünya alt-üst
olurken nema lazımcı bir tavır sergilemenin
yanlış olduğu bir gerçektir ve yanlıştır. Ne
yapmak gerektiği konusundaki soruya
heyecanlanmadan kulak verecek olursak
Allah'ın iradesi ile yüreğimiz şöyle diyor
Yüreğimizin bu tür hediyeleri özgürlük
hareketimizin gidişatına bol miktarda ilham
vermekten başka kültür alnımızda da nadir
eserlerin aralıksız meydana gelmesine de
sübjektif cihetten imkan hazırlamaktadır.
Bizim aydınlarımızın bu yükü oldukça ağır bir
taraftan onlar halkımızı itekleyip yürümü
konusunda tarihte görülmedik zorluklara
göğüs gererken diğer yandan da teferruatlı
olan ve kamuoyunda haber ve neşriyatçılık
versiyonunun faydalı faydasız olan türlü
tesirlerine uğramaktadır. Nasıl olursa olsun
onlar halkının verdiği ak sütün hakkını
vererek çalışmaktadırlar. Onların moralleri
yüksek, iradeleri sağlam ümit varlıkları
fazla. Eğer onlar Çin'in manevi cihetteki
müstemlekesinden azda olsa kurtulmayı
isteyseler kat kat zorluklarla dolup taşan
vatanımızda eser yayımlamayı istemeyip, bir
kısım eserlerini vatan dışında yayımlamak
için yazmalarda olur. Öyle olduğunda
kalemini özgürce oynatmayı, yüreğindekini
söylemeyi ve ideoloji alanındaki
maksatlarımızı icraata geçirmek mümkün
olurdu. Bir kısım aydınlarımız böyle
yapmaktadır. Bir kısımları da dış
ülkelerdeki bizim için faydalı olan bu işin
on dağın ardındaki ve erişilmesi çok zor
olan bir iş mi acaba diye düşünmektedirler.
Bu kamuoyundaki durum ve içinde bulunduğumuz
zamandaki haber teknoloji bilimlerini hafife
almaktan başka bir şey değildir. (Onlar
halkımızın severek okuduğu kitapları çok iyi
biliyorlar. Eğer böyle kitaplar varsa onları
halkımızın dış ülkelerdeki güçleri onu can
diyerek neşreder.) Bundan başka bu tür
eserlerin az da olsa vatanımızda neşredilme
imkanı var; Fakat çok zor. Bir tane
Uygurlara faydalı kitap çıktı mı Çin'in
yardakçıları çok iyi bilirler.(Sır
saklayamamaktan ibaret olan acizliğimizden
düşmanlarımız kolayca istifade
etmektedirler.) Çünkü, bir iyi kitabı
yayımlama planına giriş için başta
Uygurlardan oluşan:
1-mesul muharrirlerinin,
2- İş yeri sorumlusunun,
3-Bölüm sorumlusunun elemelerinden geçtikten
sonra büyük bölümlerdeki yüksek
unvandakiler, tanınmış siyasetçilerden
oluşan yetkililerin katıldığı büyük
toplantılar düzenleyip, listelenen kitapları
neşretmeleri mümkündür, bu konuda günlerce
tartışmalar yapılıp sıkı araştırıldıktan
sonra seçilir ve ayırt edilir. Bu baskıda
kitapların en kalitelileri elenir.
Kalanlarını ise plana dahil edip, her bir kitap
Çince arşivler tutturulur. Daha sonra elenen
ve kar listedeki kitaplar ve seçilen şanslı
kitaplar hakkında Çince tafsilatlı rapor
yazılıp, neşriyat mesullerine yollanır.
Tanınmış mütehassısların inceleyip
montajlanmasından sonra başka dillerde
konuşan milletlerin dillerinde kitap ve
dergi yayımlayan büyük bölümlerin ve
neşriyatının güçlü ve siyasî güce sahip
başkanlarının terörist düzeyde açılan
günlerce uzayacak toplantılarında kitaplar
sıkı bir şekilde incelendikten sonra
seçilir. Bu defa listeye giren ve onların
başında kabullenmediği iyi kitaplar listeden
silinir. Sonunda dört tür liste hazırlanıp,
kitaplar Çince arşivlenip neşriyattan bir
derece üstün olan neşriyat haber
merkezlerine gönderilir. Onlar
haber-neşriyattan gelen kitapların
neşredilmeye hazır olan ve listedeki
kitapları aylarca müzakere edip,
eleyeceklerini çıkartıp, bir liste yaparak
artık neşredersek olur, diyerek neşriyat
bölümlerine gönderirler. Bunlar kitabın
kaderinin belirlendiği birim ve büyük
elemedir. Bundan geçtikten sonraki
kitapların resmen neşredileceği değil, daha
da ağır baskı ortaya çıkardığını, aşağıdaki
ikinci baskı kitap,
1-Mesul muharririnin sıkı
incelemesinden geçer,
2-İşyeri sorumlusu üzerinden
görerek onaylar,
3-Malum bir üst unvandaki
güvenilir diye bakılan kişi inceleyip
onaylar,
4-Tahrir bölümün iki yada
daha fazla başkanı ayrı ayrı halde
inceleyip onaylar,
5-Neşriyatın mesleki
hizmetlerden sorumlu başkanı inceleyip
taktir eder ve de fikrini yazar
6-Ondan sonra belli bir yönetime güvenilir diye
bakılan fen mütehassısının görerek siyasî
yönden onaylamasına, bir sorun çıkacak
olursa cevap vermeye mecbur oluşu…
Bana bakın bir taraftan çatlamış komünist Çin
hakimiyetinin teşkilat organları ortasındaki
iç güven. İşte bu Çinlilerin BM Fen-Maarif
teşkilatının yerli milletlerin kültürlerini
koruyup kollama anlaşmalarına uyum gösterme
mecburiyetinden kaynaklanan"güzel"
akıbet…İşte bu sizin gönül vermekte
olduğunuz millî kültürümüzün yaşaması için
"büyük" faşist Çin hükûmetinin göstermekte
olduğu gayretkeşliği (!) onlar neden bu
kadar korkuyorlar? Elinde demirin kırığı
bile olmayan halkımızdan mı? Yoksa
çağımızdaki türlü hak ve hukuklardan mahrum
olan aydınlarımızdan mı?
Bana göre onlar, her şeyden çok bizim uzak
tarihimizden, kendilerininkine hiç
benzemeyen millî kültürümüzden, rakiplerine
tehdit olagelen güzel dinî inancımızdan, o
kadar gayretlerine rağmen hiçbir desteği
olmadığı halde değişmeyen millî birliktelik
gücümüzden, var olmak için canını dişine
takarak bir yol izlemekte olan gizli millî
anlayışımızdan, yabancılara kolayca alt
olmayan Uygurca tefekkür anlayışımızdan daha
da toparlayacak olursak ölsek dahi
Çinlilerin kanı ile birleşmeyecek olmaktan
ibaret gerçekten daha çok korkarlar . Bu
yüzden bizim neşriyat-habercilik yapılan iş
yerlerimize zehir saçmak maksadıyla zarar
vermektedir. Böyle bile olsa bir takım
seçkin kitaplarımız çıktı, çıkıyor, çıkacak.
Çin şu anda maarif yapısını değiştirip dil
ve yazımızı yok etmek gibi suikastlarda
bulunmaktadır. Böyle yaparsa yok edeceğim
şeklindeki maksadına ulaşmak şöyle dursun
kendisine daha da perişanlık getireceğini
bilememektedir. Onlar suskun bir şekilde
yatmakta olan kurt'un çenesini
tırmalamaktadırlar.
50 yıldan beri Doğu Türkistan'da uğranılan
mağlubiyetleri hatırlayamıyorlar. Bu
hengamede bazı Çin'e Çin'in kendi dili
vasıtasıyla Çinliye karşı durabilen, kendi
milletini bu vahşi hükûmetin türlü
ziyanlıklarından koruyacak aydınlarımız,
devrimcilerimiz, meslektaşlarımız yetişti.
Çinlilerin bize neşretme imkanı vermedikleri
sayısız kitapları neşretti. Ben onları
okuduktan sonra gözüm açıldı. Neyin haklı
neyin haksız olduğunu, kimin dost kimin
düşman olduğunu ve neyin demokratik, neyin
müstebitlik olduğunu anladım. Meydanım
netleşti. Çin hükûmeti ne olan öfkem daha da
büyüdü. Eğer Çin'in milletimize yönelttiği
zulmü bu şekilde devam ederse onların Çin
dilini mecburi kabul ettirecek okulların
hapsi Çinlilere kalacaktır.
Halkımız türlü sebepler ve türlü zorluklar
yüzünden çocuklarını okutmayacak, yada
okutmayacaktır. Bunun sebebi şöyledir:
1- Şartları müsait olan insanlarımız bin bir
zorlukla büyüyecek bir çocuğu Çinli olarak
yetiştirmeyi istemezler.
2- Halkımız iktisadi yönden çok sert bir
şekilde talan edildi. Bu durumda dahi,
çocuklarını yüksek tahsile verme şartlarının
karşılığını ödeyerek okutamazlar.
3- Eğer bazı evlatlarımızı Çin dilinde eğitse,
sonunda kendisinin yenmesi zor olan daha da
güçlü rakiplerini yetiştirip çıkartırlar.
Onlar halkımızın kazanç da elde ettikleri
cerahatti evlatlarımıza, ne kadar çaba sarf
etseler de unutturamazlar.
4- Bizim kültür ve ananelerimiz tefekkür
şeklimiz Çin dili maarifini tabii olarak
dışlarlar…İşte bu tür bir takım sebepler
yüzünden Çinlilerin karanlık niyetleri adeta
"Beş yılda İngiltere'den, On yılda
Amerika'dan daha ileri gideriz." demesi gibi
ham hayal olarak kalır.
Onlar Hoten'de Uygurları Çinlileştirmek için
bir plan yapıp, Çinlilerle Uygurları karışık
okutacak sınıflar açmışlardı. Ummadıkları
şekilde Çinliler uğraştığından o sınıfları
kapatmak zorunda kaldılar. Çinliler neden
Rusların tecrübesini kabul etmiyorlar.
Rusların Batı Türkistan bölgesinde
yürüttükleri Ruslaştırma politikası sonunda
ne oldu? Objektif gerçekçilikle uyuşmayan ve
kötü niyette yürütülen her türlü hareket, o
hareketin objektifliğini bir süre zarara
uğrattıysa da sounda kendilerinin ödedikleri
kat kat fazla bedeller köpük misali kaybolup
hasret ve pişmanlıkları koyacak kap
bulamazlar. Çin hükûmeti hata yaptı. Kendisi
kendisine sıkıntı peydah etti.
Onlar daha büyük stratejilerde yenik
düşerler;Çünkü, alıştıkları iptidai
tefekkürleri ile hüküm verip dünya
gerçeklerinden uzaklaşmaktadırlar. Böyle
olduğundan "Altımda pantolonum yok, adım
inci sultan!" diyerek zayıf milletleri silah
gücü ile talan ederek topladıkları
zenginlikleri dilenci gibi saklayıp,
dünyanın bir çok ücra köşelerinde kendisinin
vahşiliğini maskeleyip görünmelerine rağmen
dünya kamuoyunda fazla itibarları yoktur.
Bazı zayıf ülkelerin paralarını alana kadar
"Seninki doğru!" deyip, paralarını aldıktan
sonra "Seni görmedim." demelerinde bu
cümledendir.
5- Toplayarak olursak Çin hükûmeti uygurlara
yönelttiği terörist politikasını evirip
çevirseler de hepsi aynıdır. Kendilerinin
bekledikleri gibi netice alamayacaklarını
yakın zaman sonra anlayacaklardır. Onlar
muhakkak halkımıza uyguladıkları zulümleri
için çok ağır bedel ödeyeceklerdir. Kamu
vicdanındaki yargılamalarda kınanacaklar.
Bizimde kanlı günlerin intikamını alacağımız
vakitler gelecektir. Dünyada sona ermeyen
gece, atmayacaktan yoktur. Onlar sonunda
tarihi yasalar önünde, dünya halkına, dert
çeken milletimize diz bükmeye mecbur
olacaktır.
18.05.2002 |