M.Ö.220 ~

ana sayfa
Giris
Tarih
Cografya
Din-Dil
Kültür-Sanat
Ekonomi
Insan Haklari
Milli Mücadele
Düsünceler
Baglantilar
Irtibat

E-mail

DOGU TÜRKISTAN

DOĞU TÜRKİSTAN ENFORMASYON MERKEZİ

Uygurischer Verein e. V

Vereinsregister  VR  15617

Tafelfeldstrasse. 33-35 - 90443 Nürnberg

Tel: 0911/ 323 66 10  -Fax: 0911/ 323 66 30

Internet: www.uygur.org  E-mail: etic@uygur.org

2002-05-18

Komünist Çin Hakimiyetinin Doğu Türkistan'daki Neşriyat ve Haber Sahasında Yürütmekte Olduğu Bir Kısım Terör Politikasi

                                                                                Ertuğrul Atihan

(Enformasyon Merkezimizin vatanda uzun yıllar haber ve neşriyat sahasında hizmet veren Ertuğrul Atihan ile yapılan sohbetin tam metni)

       Bu günkü dünyada haber hazırlama işlerinin hızlı gelişme göstermesi neşriyat-haber hususlarına kolaylık ve müsait şartlar hazırlayan internet'in keşfedilmesi Kızıl Çin komünist hakimiyetin Uygur halkını ebedi esarette bırakmaktan ibaret rezil rüyasını berbat edip, onların müstemlekecilik ve yayılmacılık işlerine tehdidi beraberinde getirdi.

       Uygur halkı arasında yakın yıllardan beri kendisinin  hak ve hukukları üzerinde düşüncesi olan dünya milletleri olmak üzere  özgür yaşamaya imrenen demokratik fikir ortaya çıkıp, türlü şekillerdeki müstakillik hareketleri arka-arkaya ortaya çıkmıştı.Uygur halkı gibi uzak tarih, medeniyet ve kendisine has dini inanç ve örf ve adetlere sahip, nüfusu 30 Milyonu geçen bir etnik guruba tabii olan insani eğilimlerin meydana gelmesini, Uygur dil ve yazısı, dini inanç, neşriyat-haber, radyo ve televizyonlarda gören Çinliler, zehirli ellerini uzun yıllardan beri az da olsa halkımıza manevi azık vere gelmekte olan neşriyat ve haber mahallerimize uzattı.

       Şimdi vatanımızın Doğu Türkistan'da var olan neşriyat-haber, radyo, televizyon merkezleri komünist Çin hakimiyetinin zorbalık siyasetini teşvik eden , yerli etnik milletlerin mevcudiyet hakkını inkar eden türlü iftiralarla dini özgürlüğünü boğan, yerli milletlerin dil, yazı ve medeniyetini yok etmek için hizmet eden terörizm organlarsa da, onlar yine huzursuz olup, yeni uğursuzluklar türetip,millî karakterimizi zayıflatmak, medeniyetimizi yıkmak, dil ve yazımızı yok etmek cihetlerinde vahşice faaliyetlerini sürdürmektedir.

       Ben bu münasebetle uzun yıllar Çin'in Doğu Türkistan'daki neşriyat-haber sahasında çalışan bir vatandaş Ertuğrul Atihan'ı ziyaret ettim…

Soru :   Siz vatandayken Çin'in Doğu Türkistan'daki neşriyat-haber sahasında çalışmışsınız      doğru mu ?

Cevap:   Doğru.
Soru :     Neden vatanı bırakıp yurt dışına çıktınız?

Cevap: Ben bir yazarım. Dünyanın vaziyetini iyi bilirim. Vatandaki eşitsizliklere dayanamadım. Çin komünist hakimiyetinin halkıma yönelttiği terörist hareketleri dünya kamuoyuna anlatmak arzusu ile vatandan ayrılmaya mecbur oldum.

Soru:      Doğu Türkistan'da hangi hizmetle meşgul oldunuz?

Cevap :  Gazetecilik yaptım.

Soru :     Siz hangi eşitsizlikleri nazarınızda tutuyorsunuz?

Cevap: Haber-neşriyat, radyo-televizyon merkezleri, gerçek yaşamın yansımasıdır. O, kendisinin misyonu ile radyodaki kişilerin menfaatine vekillik etmesi gerekir. Benim vatanım her ne kadar Çinliler  tarafından müstemleke haline getirildiyse de, Çinliler dünya halklarının gözünü boyamak için burada otonomi siyasetini yürütmekteydi. Durum böyleyken, hakiki anlamda otonomi siyaseti yürütmesi gerekirdi. Gerçekte  ise öyle olmadı. Dil ve yazımız dışlandı, yada göstermelik hale dönüştürüldü.

               Normal dini inanç özgürlüğümüz boğuldu. Yada din, faşist hakimiyetin menfaati için kullanıldı. Millî eğitimimiz yıkıma uğradı, yada Çin'in asimilâsyon politikası için hizmet ettirildi. İktisadi yönden geri bırakıldık, yada tabii zenginliklerimiz talan edildi. Kadın-kızlarımız ahlaksızlığa sürüklendi. Yada, eşitsizlik ve yoksulluk nedeniyle ayak altı edildi. Bunlar da yetmemiş gibi namussuzca uluslar arası kamu oyunda nüfus planlaması adı altında büyük atılımı bahane ederek nüfusumuzun normal çoğalmasını önleyici soykırımı yürürlüğe koydu. Çocuklarımızın gelişim oranı atom denemeleri, gıda yetersizliği, bulaşıcı hastalık, tedaviye para bulamama, hastahanelerde çeşitli deneylere kobay olma, doğumuna az bir zaman kala kasten düşük yaptırma, organlarını satma, daha dünya ışığını görmemiş bebeklerin kıymetli uzuvlarını kaliteli yiyecekler gurubuna dahil etmek… gibi yöntemlerle nüfusumuzun artış oranını dünyanın her hangi bir yerindekine oranla çok düşürdü…

Temel eğitimini alan çocukların, ilköğretim eğitimine sahip olması, ilköğretimi bitirenlerin ortaokullara, ortaokulu bitirenlerin liselere, liseleri bitirenlerin ise görev alması çok zor olup, çocuk eğiterek topluma kazandırmak halkımızın başının belası durumuna geldi. Çiftçiler çeşitli haksız vergilendirilmelerle halsiz kaldı. Biz bunları haber ve neşriyat vasıtasıyla uluslar arası kamuoyuna duyuramadık. Taleplerimizi ünlü Çin hakimiyetine anlatamadık. Bizim bakış açımız fazla büyük olmasa da yankıları haber, edebiyat-sanat ve siyasî sahaya ait makalelerimizde yer almadı. Yazarların normal kalem oynatmalarına sert yasaklar getirildi. Bu yasakları delecek olanlar ise  çeşitli yaftalar vurularak hapse atıldı, kasıtlı olarak öldürüldü, delirtildi. İşte bunlar eşitsizlik değil de nedir.?

Soru:       Duyduğumuza göre Uygurca kitapları neşretmek oldukça zorlaştı diyorlar, doğru mu? Gerçekte ise çıkmakta olan kitaplar oldukça çokmuş bu nasıl oluyor?

Cevap:          Doğru, Uygurca kitapların epey çıkmakta olduğu gerçek. Bu kitapların % 95'ine komünist Çin hakimiyetinin tarihini çarpıtmak, milletini yok etmek istediği Doğu Türkistan'ın, dini inanç özgürlüğüne izin vermemek, neşriyat-haber özgürlüğünü yasaklamak demokratik fikirleri bastırmak, Uygur nüfusunun çoğalmasının önünü almak. Çin medeniyetini ön plana çıkarıp gösterecek uluslar arası kamuoyunu ve Uygurlar başta olmak üzere Türk kökenli halkları aldatmak gibi fikirler yerleşmiştir. Biz normalde kendimize gerekli kitap, dergi, gazete gibi propaganda materyallerini çıkartamayız. Normalde neşredilmekte olan materyallerde Çin'in sıkı denetimin den geçmek zorunda.

Soru :    Uygurca materyalleri Çinliler  hangi yöntemlerle denetliyor?

Cevap: O, çok kolay önceleri daha Uygurların gözleri açılmadık zamanlarda zehirli sosyalizm akideleri ile bizi aldatıp, itikatlarımızı sinsice kendileri için hizmet etmişse de, zaman geçtikçe halkımız içindeki yumuşak mizaçlı, Çin okullarında okumuş yada Çinliye meyilli iktidarsız kişileri arayıp bulup, onları para ve salahiyet vererek satın alıp, böylece çeşitli siyasî eleklerden geçirip kendi akidelerinden kopan hükümran millet için uşaklık yapacak bir çeşit uşakları yetiştirip çalıştırırlar. Üstelik onlar bir hizmet ifa ettiklerinde Çinlilerden de ileri giderler.O, yaramaz insanların özelliği bu olduğundan fırsatı yakaladı mı kardeşliğe sert bir şekilde kendisini gösterip gayet normal eserlerde dahi kusur bulurlar.

               Yeri sırası gelmişken şunu da ifade edeyim; Çin toplumu aralıksız kalkınıp kendilerinin bu devirde ileri gitmekteki kalkınma yolunu tamamlamaktadır. Kendi halkını kalkındırmak yolunda yeniliklere uzanmaktadır. Bu sebeple neşriyat haber sahasında da malum yeni devire uyum sağlayacak siyasetleri düzenleyip kendisi için hizmet ettirmektedir. Onların kendileri için düzenledikleri politikaları malum nispette halkımız için hizmet ettirmekte mümkündü. Bizdeki Uygurlara vekil olup, büyük-küçük yetkililere eriştirilenlerin bazıları kendi halkına fedakarlık etmeyi istemez. Bazıları da oldukça cahil olduğundan akla karayı fark edemez. Bazıları tembel türlü medeniyet bilimlerini, kamuoyundaki Çin hükûmetinin politikalarındaki bizim için faydalı ve faydasız olan acizlikleri anlamazlar. Yada sinek kadar hukukundan ayrılmasından endişe edip, tavuk yüreklilik ederek medeniyet ve kalkınmamıza ayak bağı olurlar. Yada uşaklık yaparak Çinlilere yaranamazlar. Daha olmazsa milletin o yerdeki vekili olmayı beceremezler.

           Şöyle bir hikaye anlatayım, bir gün ben bir genç yazarın kendim yayıma hazırladığım kitabını, malum bir küçük iş yerinin mesulünün yanına tasdik ettirmek için alıp gittim. Eser oldukça iyiydi. Demin sözünü ettiğim cahil "Bu çocuk çok gençmiş, eserini çıkartmak için acele etmeyelim. Resmini de mi verecektiniz, oldukça enteresan bir iş bu, henüz 30 yaşına gelmiş keleklerin kitabına resimlerini vermeye başlarsak 50-60 yaşına girenlerinkini ne yapacağız."dedi.

           Gerçekte, Çinliler gençlerin eserlerine demokratik fikirler çok diyerek bakarak, neşretmeyi çok fazla istemezler. Onlar asıl şimdi yetişmekte olan gençlerden çok büyük ümitler bekledi. Büyükleri bir şeyler yaparak yok ettik. Küçükler bizim için hizmet ederler, diyerek ifade etmişti. Onlar bu günkü devirdeki gençleri görerek kendilerinin keseri yanlış vurduğunu anlamış olsa gerek, ziyankarlığının bıçak ucunu gençlere doğrulttu. Biz birkaç yıl direniş göstererek büyük zorluklarla gençlerin bir kısım eserlerini az da olsa çıkarabilir olduk. Öyle kişilerin bizlere getireceği zorlukları Çinlileri hiçbir şekilde bedel ödetmeden maksatlarına ulaştırır. İnsanların kafasını hangi yolla değiştirerek kendisi için haleti ruhiyesini yok etmiş olarak hizmete göndermek için hazırlık içinde oldukları insanlara malum olmaktadır. Yine bir defasında bir yazarın eserini birkaç merhaleden geçirip sağ-selamet bir başkanın yanına alıp gittim.

            "Burada, özgür sohbetten ibaret ve batının burjuvaca özgürleştirme fikrini yansıtan ifadeler var. Bu sebeple neşretmek mümkün değil." dedi. Gerçekte ise, o eserde Uygur gençlerinin Komünist Çin hakimiyetinin Uygurları boğmakta olduğu konu edilmekteydi. 

Soru :       Doğu Türkistan'da şu anda Uygur dilinde kitap, gazete ve dergi çıkaran kaç yer var? Yılda kaç çeşit kitap, dergi ve gazete çıkartılmaktadır? Oralarda kaç Uygur hizmet veriyor?

Cevap :   Neşriyatların sayısı 10'a ulaşmaz. Her bir vilayette birer dergi ve gazete çıkarılıyor. (Kazak, Kırgız dillerinde çıkan kitap ve dergilerde buna dahil.) Lakin, bu matbuat yerlerinde aslı Çin dilinde kitap ve dergiler çıkartılıyor. Bir yılda tahminen bin çeşitte yakın kitap, gazete ve dergi neşredilir. Uygurca yayımlanan kitap, gazete ve dergi tahminen % 30-40 civarındadır. Bunları tafsilatlı anlatmasam da siz biliyorsunuz. Asıl yönetici mevkilerin tamamını Çinliler sahiplenmişlerdir. Malum bir büyük neşriyatı ele alacak olursak orada 500'e yakın insan çalışıyor. Uygur tahrir bölümünde sadece 47 kişi muharrir olarak çalışmaktadır. Bunlardan matbuat bölümlerinde Uygurların sayısını kıyaslamak mümkündür.

Soru :           Doğu Türkistan'daki Uygur dilinde yayımlanan haber ve neşriyatların iktisadi durumu nasıl ? Halkımız ne tür kitapları benimsiyor?

Cevap: Uygur dilinde yayın yapan neşriyat merkezlerinin iktisadi durumu tarihimizdeki bütün çağlardakine bakarak kesinlikle kötü duruma düştü. Uygur milletinin bu güne kadar varlığını sürdürmesinin asıl sebeplerinden biri neşriyat ve haber merkezlerindeki Uygur dili medeniyet hadisesinden gördüğü Çin müstebitleri yakın ki birkaç yıldan beri Uygur matbuat merkezlerine olan siyasî baskıyı kat kat arttırmaktan başka  kitap, gazete ve dergilerin sayısını ve sayfalarını, ünlü iktisadi ve siyasî sebeplere bağlayıp, insanları endişeye sevk edecek derecede azaltmaktadır. Sayısız dergiler, Çin'in kasıtlı olarak oluşturduğu zengin memleketteki yoksulluk nedeniyle çıkartılamamaktadır. Çıkartılamamakla karşı-karşıyadır. Bazılarının sayfaları kat-kat azaltılıp, hiçbir şeye benzemez bir duruma getirildi. Neşriyatlar ve gazete, dergi tahrir bölümleri ağır iktisadi sıkıntıya düştü. Doğu Türkistan  gibi tabii zenginlikleri fazla, yerli halkı çok eski medeniyete sahip bir ülkede tarihte görülmedik derecedeki medeniyet katliamı yapılmaktadır. Matbuat merkezleri iktisadi zorluklar yüzünden bütün parasına kitap çıkartarak maaş dağıtımında da çaresiz kalmaktadır.

                Malum bir neşriyatın halkperver bir mesulü ünlü uygur Otonom bölgesinin (Doğu Türkistan)ın malum bir kukla yöneticisinden neşriyat için meblağ istendiğinde "kitap çıkartacağız diyerek eziyet çekene kadar verilen maaşı harcayıp yatsanız olmaz mı, ne diye başımızı ağrıtmak için gidip-gelip duruyorsunuz" demiştir. Bilmeyenler için bu normal bir söz gibi gelmişse de bilenler için bu korkunç sinyaldir. Bakınız, bizim psikolojik cihetteki acziyetimizi nasılda bilmekteler. Biz hayal bile etmemekteyken dünyaya nüfus belası ve karnının açlığından şekillenen ihtiyaç pazarı vasıtası ile insanlığa afet getiren, kendisinin akıl ve ferasetine dayanarak yaşamayı bilmeden Uygurların bol tabii zenginliklerini talan etme pahasına şişmanlayıp gözlerine yağ dolmuş bu doğuştan geri zekalı milletin bizleri dar yerde sıkıştırmak için kafa yorup bulup çıkardığı ünlü beşbin yıllık tarihindeki bu ilk icraatına bakın! İnsanlığın bahtı için bir icraat ortaya çıkartmaya hür akıl feraseti yetişmeyen bu milletin nüfus cihetten kendisiyle açık güç gösterisi yapacak olan aciz milletleri hangi şekillerle asimile edeceklerine çalışan kafalarını toprağımızı aldı, tabii zenginliklerimizi talan etti, halkımızı cahil bırakıp, iktisadi cihetten yıkıma uğrattı. Dini inancımızı zayıflattı, şimdi buda yetmemiş gibi ruh dünyamıza yapmakta olduğu saldırılarını durdurmak gerekiyordu. Doğru kitap ve dokümanlar Uygur dilinde çıkmıyor değil çıkıyor, sayısı da epey var; lakin iyi kitapları yazmaya yada tercüme etmeye izin vermiyorlar. Tarihimiz dinî inancımız ve millî kültürümüze ait kitaplarımız bin sefer tıraşlanıp çarpıtılarak kendilerine yaralı hale getirip yada konuları dar yere sıkıştırmak suretiyle kitaplar yaptırıp muhtevasına uymayan bir şeylere benzettikten sonra neşretmeye izin verildi. Yeni çıkmakta olan kitaplarında zamanı geçmiştir.

Soru:     Duyduğumuza göre BM örgütü fenni eğitim teşkilatı tarafından Uygurların maarifini ve millî medeniyetini kurtarmak için çok miktarda doküman neşredilmiştir her halde ?

Cevap :  Doğru, oldukça çok miktarda paralar vermişler. Onun bir kısmı kitap ve materyaller neşretmede kullanıldı. Kalanını ise neye kullandıklarını kimse bilmiyor. Bir kısmına kitap neşredildiyse de, neşredilen kitapların maarifimize ve millî kültürümüze hiçbir yararı olmadı.

               Bunun sebebiyse şu:

1-            Bu paralarla hükûmet 80'li yıllarda neşredilen Uygur maarifine ait olarak düzenlenen ve Uygur medeniyeti görünümlü derslikleri Çin'in müstemlekecilik siyaseti ve Çin kültürünü yansıtan kitaplara dönüştürüp ünlü "Uygur dersliklerini yenileme" planı uygulamaya konuldu. Asıl fen kitapları eski haliyle kalmaya devam etti.

2-            Bu paralarla Çinliler  kendileri çoktan vaz geçtikleri kamuoyunda "geçmez meta zorla satar"a dönüşen komünist düşünceyle insanların yönünü saptıran Çinli yazarların ateizm eğitimi, sosyalizm ve komünizm ahlakı(!) ve ünlü milletler ittifakı gibi milleti gaflete sürükleyen siyasî ve edebi kitaplar neşredildi.

3-            Bu paralarla çocuklara ve maarife hiçbir yararı olmayan Çin, Rus ve Uygur uşak tabiatlı yazarların Çin'den bize miras kalan sosyalizm fikrinin yansıtıldığı "Kızıl Bitki", "Kanatlı Yazı", "Sınırsız Ormanlık Karlı Vadi", "Dongzi", "Çelik Nasıl Tasvlandı", "Fırtına Çocukları", "Kızıl Şahin", "Li Peng Amca", "Ladungyi", "Fedakar Su İşleri Mütehassısı Wang Wei" olmak üzere ismini saysa dahi insanın içi bulanan insanlık tefekkürüne zıt ve bizleri köleliğe sürükleyen kitaplar çıkarıldı.

4-            Bu paralarla yukarıdaki gibi kitapları çıkartıp çaresiz mazlum halkımıza zorla satarak topladıkları paraları Kazak, Kırgız, Özbek olmak üzere zavallı kardeşlerimizi bize karşı satın alıp, onlarla vatanımızın ve halkımızın insani hak ve hukuklarından olan özgürlük ve hürlük için mücadele eden arslan yürekli delikanlılarımızı hangi yöntemlerle katledeceklerinin üzerinde hazırlıklar yapmıştır.

5-            Kitap ve doküman neşretmeye ayrılan paraların büyük bir kısmı Çin maarifini kalkındırmak için kullanıldı. Onlar bazı yeni derslikler neşrettiler. Aracıya haksız dayak misalinde olduğu gibi her açıdan zararlı çıkanlar Uygurlar oldu. Kazak, Kırgız, Moğol, Şive olmak üzere medeniyetle biraz arkalarda sayılan milletler Uygurlara karşı maksatlı olarak kalkındırıldıkları için bu paraları kullanma işleri Çin hükûmetinin temelden kollayarak kumanda etmesine bağlı olarak bizimkinden daha düzenli oldu. Onlar şimdiye kadar maarif sahasında yapamadıklarını yapma fırsatını yakaladı.

Soru:       Halkımız ne tür kitapları benimseyerek okuyor? Neşredilmekte olunan kitaplar  bu tür ihtiyaçlara cevap veriyor mu? Uygurların kitap okuma tutkusuna nasıl  bakıyorsunuz?

 

Cevap:     Ecdatlarımızdan miras kalan geleneksel fikirlerimize uyuşan yeni maarifimiz henüz bodur halde Çin esaretine düştüğünden onda kendine has özellik ve evrensel çağdaşlık şekillenmiş değildir.Maarifimiz kesinlikle ihtiyaç haline gelen bilim sahiplerini Doğu Türkistanlıların fiili yaşama hakkını kuvvetlendiren güç sıfatı ile hedefli eğitim, sistemli maarif nazariyesini  ve yitici düşüncesini iptidai şekilde de olsa vücuda getiremedik. (Bu da komünist Çin'in elbetteki etkisi var.) Böyle olduğundan ortaokul, teknik lise ve liselerde çoktan vakti geçen dersler, görülür. Öğretim yöntemleri şimdiki çağın gidişatıyla uyuşmaz. Okul bitirenlerin seviyesi kendisinin millî kültürüne bir ölçüde uyacak metodlarda düzenlenen içtimai fenlerde ve özellikle de edebiyat, sanat ve tarih olamk üzere fenlerdeki düzeyi evrensel seviyeden çok uzak olsa da millî medeniyetimizin başka içeriklerine oranla biraz yüksektir. Böyle olduğundan kitapların kesinlikle büyük kısmının kültür seviyesi o kadar yüksek değildir. Onlar müstemlekeciliğin sıkıntısını yeterince çekti. Zamanevi bilimleri öğrenmekten oldukça uzun bir sürse mahrum bırakıldığından şimdiki zamanın dünya ideoloji ve çağdaş ilimlerle ait kitapları okumaya o kadar meyilli değildir. Onların fen eğilimli olduğu kitaplar, zulmetin kapladığı gerçek hayatı bir an için unutup, kendilerinin kırık kalplerine teselli veren İslam'a ait kitaplar, Uygur tarihine ve Doğu Türkistan  tarihine "Doğu Türkistan  Millî Hareketleri"ne ve halkın ağız edebiyatına ait kitap ve dokümanlardır.

             Halkımız ilim sahasındaki ağır ve akılcı emek talep eden derlemeleri konu alan kitap ve materyalleri okumazlar, yada okuyanlar yok denecek kadar azdır. Bizde İslam dinine ait olarak her kim kendi bildiğince değerlendirmeler yaptığı, tarihimize ait çok çarpıtılan Çin ve bir kısım uygur aydınların kitapları çok neşredildi. Bunları duymak şimdiki Uygurların "Çağdaş Fen ve Teknoloji" arayışları haline geldi. Lakin böyle kitapların bir kısmını bulmakta kolay değil. Bulunsa bile satın alınabileceklerde çok az sayıdadır. Bazı kişilerin geçiminden arttırarak biriktirdiği paralar siyasî kitap ve materyallere abone olmaya yetmez.

            Neşriyatlar hükûmetin diğer vergileri yetmemiş gibi halkımızın başına "kitap vergisi"ni musallat etti. Onlar para kazanmak için başka yol bulamadan yine bizim sabırlı halkımızın yakasına yapıştı. Xinkiang (Doğu Türkistan) :Gençler Neşriyatı gibi bazı neşriyat ve matbuat yerleri Çin'in müstemleke siyasetini teşvik eden kurultay belgelerini Çinli müstebitlerin hayatının yansıtıldığı eserleri komünist düşünce ve ahlakın yer aldığı makaleleri, ateizm eğitimine ait kişilerin dini itikadını zehirleyecek neşriyatları halkımızın mecburi satın alması hakkında hükûmet adına kızıl kapaklı belge çıkartıp mecburi sattı. Burada zaruri görüldüğünden, bu tür "Kitap Vergisi" ortaya çıkardılar şeklindeki bir faciadan bahsedecek olsam fazladan bir ifade kullanmış olmam diye düşünüyorum. Hoten'de çiftçinin iki çocuğu varmış. Bir gün malum bir neşriyatın görevlileri mecburi kitap satışı için Hoten'e gelmiş. Onlar sattıkları kitapları almadığında siyasî suç olurmuş. Deminki çiftçi iki çocuğunu peşine takıp giderek yanındaki bir miktar paraya çocuklarının sevdiği kitapları almış. Birkaç gün geçmeden abla kardeş okuldan gelip babasına öğretmenin 32 Yuen'den kitap ve doküman parası getirmelerini söylediğini anlatmış. Evde paraları yokmuş. O kişi para borç bulmak için gitmedik yer kalmadan sadece bir çocuğuna yetecek kadar para bulup, çocuklarına çok sert davranmış ve parayı yaşça biraz büyük olan oğluna vermiş:

Oğlu;

-Canım bacım, böyle kaygılanma al bu parayı öğretmene ver demiş, bacısı bu durum karşısında duygulanıp, Ağabeyine,

-          Ağabey, bu parayı sen kullan ben bu parayı alırsam sen ne yapacaksın? Demiş.

Ağabey'yi: 

            Körpelik yansıyan gözlerine yaş dolup:

-          Benden merak etme benim evdekilerden habersiz biriktirdiğim param var onu vereceğim demiş.

Küçük kız,

 -   Sevincini saklayamadan ağabeyinin boynuna sarılarak öpmüş, koşarak sınıfa girmiş. Gerçekteyse erkek çocuğun cebinde parası yokmuş. Kız kardeşi sınıfa girdikten sonra, doğal zenginlikleri Çinliler tarafından talan edilen, dünyaca en zengin devlete dönüşmesi açık olan bir ülkenin bu günahsız yoksul çocuğu okulda okuldan tenha bir yeri arayıp bulup kendini asarak intihar etmiş. Ben bu olayı duyup kendimi tutamayıp ağladım. Bu vatanımızda meydana gelen iktisadi nedenlere bağlı sayısız facialardan sadece biridir. İşte bu müstemlekeciliğin evlatlarımızın başına getirmekte olduğu külfetlerdendir. İşte bu yarım asırdan beri Çin toprağına gece-gündüz taşımakta olan petrol ve değerli yer altı zenginliklerimizin bize getirdiği safahatı, işte bu Doğu Türkistan'daki birdalımız satan iğrenç Çinli kadar bile parası olmadan, vatanı özgür olmuş gibi derisine sığmadan yaşamakta olan Uygur zenginlerin cebine sığmayan necis paranın haysiyeti, işte bu milletinin insani hak ve hukuklarını satıp milletin vekili olmak salahiyetine erişen kukla yöneticilerin bize getirdikleri sefahati, işte bu bozgunculuğa, zehirli maddelere, içki, kumar ve her türlü keyif verici ortamlara kapılan bazı zengin çocuklarının hayır hahlığı, işte bu 21. asra sağ salim ulaşan mazlum halkımızın ilim-fen sahasındaki insanları acındıran uğursuz kaderi. Bu haldeki bir millette kitap okuma isteği ne kadar olabilir ki?! Böylesine iktisadi cihetten talan edilen kültürel cihetten yıkıma uğratılan bir milletin haber ve neşriyatları nasıl olsun?! İnsanlar hangi şartlarda olursa olsun üç öğün karınlarını doyurmak zorundalar.

Soru:    Vatanımız Doğu Türkistan'da şimdiye kadar neşredilmeyen kaliteli eserler var mı? Yine böyle eserler yazılabilir mi?

Cevap: Uygur milleti 6000 yıllık tarihe sahip kadim bir millet, bunu dünya ilim sahasındakiler iyi bilirler. Biz şanlı medeniyetimizle övünmeye değer büyük milletlerden biriyiz. Böyle bir millette elbetteki sayısız medeni, ilmi miraslar olacaktır. Lakin; Çin müstemlekesi yaşayan bizden başka bir çok milletlerin burnunu silip attığı kağıtlar dahi neşredildi.

                           Oysa; bize ecdatlarımızdan miras kalan on binlerce parça kitap Çin'in hapishanelerinde, diş ülkelerin karanlık hapishanelerinde. Tahsilsiz bırakılan halkımızın güneş ışığı girmeyen mahzenlerinde hiçbir koruma tedbiri olmayan şartlarda çürüyüp çöpe dönüşmektedir. Doğu Türkistan'ın hangi köşesine gitseniz eski kitaplara ayağınız takılıp düşmeye kalkardınız. Lakin; Çin'in yerli halkı medeniyetle geri bırakılmayla yok etmekten ibaret tarihteki bedevi milletlerin kitap yakmalarından daha ağır olan terörist politikaları kültür miraslarımızın giderek yok olmasını hızlandırmaktadır. Bu duruma dünya kamuoyunun dikkatini çekmek gerekir. Yıkıma uğratılan kitaplar ecdatlarımızın yalnız bize değil, bütün insanlığa bıraktıkları paha biçilmez hediyeleridir.

            Sorunuzun devamına cevap verecek olursam, o tür kitaplar devamlı yazılacak. Bazı kısa süreli zamanları saymazsak Çinlilerin bize aralıksız zulmetmekte olduklarına iki asra yakın zaman oldu. Bu esnada Nizari, Meşrep, Molla Seyrami, Molla Bilal… olmak üzere büyük aydınlarımız ortaya çıktı ve kıymetli eserler bırakıp gittiler. Ondan sonra tecelli, Kutluk Şevki, Abdulkadir Damollam, Abliz Mehsum, Abdulhaluk Uyguri, Memtili Efendi…gibileri yetiştiren bu millet, Mehmet Emin Buğra, Kuddus Ğocam Yarof, Ziya Samedi, Turgun Almas, Abdulşekür Mehmet Emin, Murat Hemrayof gibi büyük alimlerimizi yetiştirdi, yetiştirmeye de devam ediyor. Öyle kolay iş yok, biz tarih sahnesinden yok olmayız.Halkımız daha ecdatlarımızın izinden yürüyecek yeni yeni nesillere gebedir. Halkımız hayatta oldukça medeniyet işlerimiz ve millî bağımsızlık mücadelemiz durmayacaktır.

 

Soru     :Doğu Türkistan'da şu anda var olan haber ve neşriyat birimlerinin millî kültürümüzü kalkındırma cihetindeki katkısına nasıl bakıyorsunuz? Millî bağımsızlık mücadelemizdeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz ?

 

Cevap: Gerek kahraman olsun gerekse hain olsun, gerekse de sıradan insan olsun, yada bilim sahibi olsun o, eğer Uygur'sa mutlaka günün birinde halkının çabalarına ve iniltilerine kulak vermeye mecbur inkılapçıların çıkabileceğini bir kenara bırakmak mümkün olmaz. Biz Uygur toplumunda oldukça aşağı gördüğümüz bazı kişilerin milleti için katkı sağladıklarını, oldukça değerli bildiğimiz bazı insanların da millete inanılmaz derecede zara vermekte olduklarını gördük. Buna bakıldığında haber-neşriyat sahasında çalışmakta olan kişilerin millî kültürümüz için cansiperane çalışanlar temel yerdedir. Biz bu cihetten Çinliler'den daha iyi bir şansa sahibiz. Onların gönlünü hiçbir bedeli olmaksızın kendimize yöneltemeyiz. Bunun kendisi bile bir galibiyettir. Kolay dememizdeki sebep onların içinde millî hissiyat depreşip durmaktadır. Millet söz konusu olduğunda canını dahi esirgemeden vermeye hazır olan, gece-gündüz milletin tasasını çeken, çıkış yolu bulamadan durmadan arayış içinde olan, iktidar sahibi ve işe yarar kişiler % 90 orana sahiptir. Onlar görünüşte Çin için çalışıyor gibi görünselerde, gerçekteyse sessiz sedasız millî menfaatleri için mücadele temektedirler. Onların gücünü hafife almak ve herkese aynı gözle bakmak mümkün değildir.

                        En basiti onlar, Çin'in dil ve yazımızı yok etmekten ibaret vahşi karanlık niyetine karşı durdular. Millî kültürümüzü koruyup kollama alanında çok gayret sarf ediyorlar. Kendilerinin fonksiyonunu devam ettiriyorlar. Kültür cihetinde çok geri kalan milletlerde millî inkılabın galip gelmesi kesin değildir. Neşriyat-haber sahasındaki aydınlarımızın inkılabımıza objektif şartlar hazırlama yolundaki katkılara üstün düzeyde değer vermek gerekir.

            Neşriyat-haber sahasındaki kardeşlerimize Çin hükûmeti ezelden beri güvenmezlik, ciddiye almazlık tutumunu sürdüre geldiği yetmemiş gibi şimdide iktisattan ibaret rezil bir kozu kullanarak onların mesleki meşguliyetlerine, ailevi durumuna ağır sıkıntılar getirmektedir. Bizlere malum bu durum bizim açımızdan faydalı olan Çinliler  türlü yollarla iş yerlerinden çıkartılma arefesindeler.

Onların iyi eserlerini neşretmeye izin vermemekle beraber insanların gırtlağına kadar doyduğu siyasî kitapları mecburi çıkartıp, "onu satarak maaşının % 85'ini bul ,aksi taktirde iş yerini terk et!" demektedir. Bunu bir kısım askerî okullardan alıntı yaparak oluşturulan ve Çin okullarında okunan hukuk için ailesinin huzur içinde gün geçirmesi için; milleti ve milletin ulvi değerlerini satan münafıklar destekçi olmaktadırlar. Hükûmetin neşriyat-haber işleri için vermekte olduğu meblağları kestirip, halkımızın kitapseverliğini Çin'in menfaatine kullanıp, yerli zenginlerimizin üç kuruş parasına güvenerek kitap çıkartmaktadırlar. Mesela, Doğu Türkistan'daki malum bir neşriyatın sıradan bir çalışanı neşriyat-haber alanındaki Çin'e ayak bağı olan bir kısım neşriyat çalışanları azaltmak, hükûmetten parasını almama, çıkmakta olan kitap ve dergilerin sayfasını azaltmak veya durdurmak, kitapların sayısını azaltmak zaruret halinde halkın meblağını, hükûmetin siyasetini teşvik etmek cihetindeki Çin'e gösterilen akıl-feraset ve bu yolda çalışan fiili hizmetleri hesabına neşriyatın ezelden beri yüksek refahtaki aydınların yönetiminde olagelmekte olduklarından ibaret iyi durumu değiştirip bu mevkinin rehberlik salahiyetine ulaştılar. Bunun millî medeniyetimizdeki büyük bir trajedi olduğunu kısa zaman sonra halkımız anlayacaktır.

Soru:    Biz daima dış ülkelerdeki dostlarımızdan bizim uzak tarihimize, medeniyetimize, değerli tarih eserlerimize, bol medeni miraslarımıza ve kendince dağ ve ırmaklarımıza merak ve yakınlık duyduklarını biliyoruz. Neden o haktaki kitapları geniş çapta neşrederek iktisadi sıkıntıyı yenmiyorsunuz?

Cevap: Bu soruyu iyi ki sordunuz. Bizim yapacağımız çok şeyler var fakat çok ilginç olan taraf kendi ecdatlarımızın miras bıraktıkları kültürel değerlerimize dahi kendimiz sahip çıkamıyoruz. Bu hakkı bize vermiyorlar. Bu durum yine varıp maarife dayanmaktadır. Birinci olarak, ilköğretimden liseye kadar sizin yukarıda bahsettiğiniz kültürel hadiselerle ilişkilenen fen dalına ait bilimleri çocuklarımızın yaş guruplarına göre uyumlu hale getirip öğreterek sürdürüldüğünden, maarif sistemi yoktur.ikinci olarak o hususları fen bilimlerine göre ayrı ayrı araştıracak ilim araştırma müesseselerimiz yok. Üçüncü olarak bu sahadaki mütehassıslarımız değil.

Dördüncü olarak alimlerimizin bu konuda yürüttükleri araştırmaları Çin hükûmeti tarafından sıkı şekilde kontrol edilmektedir.Beşinci olarak sayısız tarihi miraslarımız müstemleke durumunda olduğumuz için bazı dış ülke kütüphaneleri ve müzelerden geri alınmamıştır. Altıncı olarak, sayısız kültürel değerlerimiz aslına döndürülmek bahanesi ile Çinliler  tarafından değiştirilmektedir.

(Burada sıradan bir misal verecek olursam fazladan olmaz: Ben 1998 yılında dairelerdekilerle Turfan'a ziyarete gitmiştim. Dairemizin iktisadi sıkıntıları olduğu için biz herhangi bir kültürel varlık mahallinin parayla bilet satılan kısımlarına giremedik.

İçim yandı, kendi değerlerimden istifade etmem gerekirken edemedim. Ziyaretimin sonunda Bezeklik Bin Evini dışarıdan da olsa görme fırsatı doğuyordu. Biz oraya gittik. Biz yemek yemesek de yemeyelim ama bir görelim şeklindeki talebim, cahil başkanımız tarafından reddedildi. Ben bir yolunu buldum, baktım ki dış ülkelerden gelenler içeri gelmekteler. Onlara dahil olmak istedim ve onlar geldiğinde birlikte içeri girdim. Biz girdiğimizde sıkı bir denetim altındaki kapılar, yabancı dostları sahte yapmacık gülücüklerle karşılaşıyorlardı. Benim kemik yapım ve ten rengim onlardan çok farklı olmadığı için bende hararetle karşılandım ve başkalarının dikkatin çekmedim.

 

Biz bütün evleri gezdik ilginç olan, kendimizin kültürel varlıklarımızı İngilizce anlatım için Uygurlardan kimse yokmuş gibi, insanı iğrendiren telaffuzu ile İngilizce'yi yarım yamalak konuşan bir hımbıl, tarihi 180 derece çarpıtarak buradaki kültürel mirasları Çinli sanatkarların yaptıklarını, Çinlilerin henüz bu topraklara sahiplik etmedikleri devirlerde yerli halklar tarafından yıkıma uğratıldığını, kendilerinin bunları yeniden eski haline getirmekte olduklarını söyledi. Öfkeden kendimi öldürecek hale geldim.Öfkemi dizginledim. Ziyaret sona erdi. Başkaları oradan çıkmak için kapıya yürüdüklerinde, ben bin bir zorlukla girdiğim bu yerden ayrılmak istemediğimden içgüdü ilce başka tarafa yürüdüm. Köşe tarafta tel örgü çekilmiş olan "Girmek Yasaktır." Çince ve İngilizce levha asılmış olan tarafa gözüm ilişti. Nedendir o tarafa bir ilgi duydum. Ben o tarafa doğru gittim. Ve restore edilmekte olunan bir eve girdim. Evde Çinlinin biri evdeki kompresörle duvar yıkıyordu. Girdiğimi duymadı. Ben ona şüpheli şekilde bakmaya başladım.

O, Çinli sapasağlam durumdaki bir resmin göz kısmını kırmaya başladı. Ben kendimi tutamadım, "Ne yapıyorsun!" diye sordum. Çin diliyle, O çok büyük bir irkilme ile beraber çok da şaşırmış olacak ki, dili tutuldu, bir şey söyleyemedi anlayabildiğim kadarıyla "Çince bilen bu yabancı da kim!" der gibi baktı. Daha sonra "Tamir yapıyorum!" diye cevap verdi. Ben, "Böyle yaparsan olmaz ben Urümçi'den geldim, haber merkezinde çalışıyorum, bu işi makale yapıp yazsam ve haber yapsam ne yaparsın?" dedim. O zorlukla kendine geldi ve benim Uygur olduğumu anlamış olmalı ki, Çin'in Uygurlara bakış açısı ile "Olur yaz!" dedi. Tehditkar bir eda ile, Ben artık kendimden endişe etmeye başladım. Eğer o gizliliğini muhafaza etmek için beni öldürüp, kapı önündeki uçurumdan atacak olsa boş yere ölmeyeyim, bunu Çinliler de korur kollar. Beni kim koruyacak diye düşünerek "Dur!" diyip oradan geri çıktım. Geciktiğim için biraz önceki uşak başkanımız hayvan misali surat asmaya başladı. Söyleyeyim desem bir türlü, söylemesem bir türlü meslektaşlarımdan biri beni hükûmete şikayet mi eder acaba diyerek kimseye söyleyemedim. Onu yazarak yayımlamakta zordu. Ben bir Uygur ilim adamı ile karşılaştığımda bu olayı anlattım. O derin bir iç çekerek "Öyle şeyleri az mı zannediyorsun!" bunlar insanlardan gizli şekilde Çin'den bulunan antik eserleri Doğu Türkistan'a getirip gömmektedirler. Kaç tanesi yerli halk tarafından yakalandı. Çin'in ünlü tarihçisi ve arkeologu Gomoro'nun 2.000 yıl önce yaşayan ve Çince şiir yazan sahte bir Uygur şairi vücuda getirip, Doğu Türkistan'a getirerek Aksu'nun bir köyüne gömüp, günler sonra insanları zorla toplayıp gömdüğü şeyi çıkartıp o insanları yalancı şahitliğe çekip daha sonra Çin'in ezelden beri  bur toprakları idare ede geldiğini ispat etmek istedikleri hakkında iyi ki bir şey yazmamışız, eğer yazmış olsaydınız hükûmet bu zamana kadar iki ayağınızı bir pabuca sokmuş olacaktı.

 

Şimdi kendi konumuza gelecek olursak Çin hükûmeti Uygurların bu alandaki arayışını, araştırma yapmasından söz edecek olursak tarihi tarih gibi yazılmasını istemezler. Neşriyat ve habercilik alanında Çinliler, Uygurların bu cihetlerdeki zaaflarını anlayıp dış ülkelerdeki mücahitlerimizin yarım asırdan fazla emeğinin ürünü olarak şekillenen şu andaki kamuoyundaki Uygurlara olan sempati fırsatından faydalanıp tarihimiz dini inanıcımız, kültürel değerlerimiz, tarihi eserlerimiz örf ve adetlerimiz, folklorumuz  hakkında dış ülkedekiler, Uygur bilim adamları ve bazı bilim adamlarının yazdığı taslağı ve düzenlediği materyallerden faydalanıp, kendilerinin menfaatlerine uygun hale getirip neşrederek, Çin ve uluslar arası pazarlarda satarak zenginleştiler. Biz ise "Helvayı hekim yer dayağı yetim."sözünde olduğu gibi ona da buna da ulaşamadan talan edilmekte olan değerlerimizin hangisi için ağlayacağımızı bilemeden yaşıyoruz.

Tarihi eserlerimizi tanıtmak ve neşretmek için para gerekiyor. O tür kitaplar bizde saman gibi fazla, üstelik o kitapların fotokopisini dahi renkli basmazsanız olmuyor. Uygurlarda böyle bol para olsa, normal baskı ile basılan ve az para ile olabilecek yüksek değerde ve neşredilmeyen vatandan yola sersek Avrupa'ya kadar  uzanacak. Yok olmakla karşı karşıya kalan değerli kitapları neşrediyor olurduk. Deminki gibi, BM. Teşkilatının verdiği paraları böyle işlere kullanmaya izin verseler insanlık alemindeki medeniyetlerin Uygur medeniyet miraslarını kurtarmak gibi büyük bir emek tamamlanmış olacaktı. İnsanlarda ecdatlarının ve tarih önünde övünebilecekleri bir iş yapmış olacaklardı.

 

Bundan bin iki bin yıl önce "Maytiri Simit", "Altun Yoruk", "Şahname" gibi kitapların Uygurca'sını "Türk Dilleri Divanı", "Kutadgu Bilig" gibi şahane eseleri 300-500 yıl önce "Hemmise", "TarihiReşid", "Ezizane Kaşgar", "Tarihi Hamidiye", "Kısassul Enbiya" gibi büyük eserleri veren, milattan binlerce yıl önce Sakalar döneminden beri 40. yıllardaki Doğu Türkistan  inkılabına kadar 20 den fazla devlet kuran, Turuk, Kazak, Özbek gibi milletlerin şekillenmesine temel olan, Komraziva, Akari Manda, El-Farabi, Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut, Ali Şiir Nevaî, Ahmet Yesevi gibi büyük müteffekir, alim, filozof ve dilşinaslar ile dünyada övünmekte haklı bir milletin insanlık tarafından unutulup, Çin'in vahşi katliamlarına uğramakta olduğu, kültürel cihetten yabani milletler sıralamasında sayılma girdabına getirildiği sahiplik ve kişilik haklarının dünya tarihinde görülmedik sahte maske içinde çiğnenmekte olduğu, erkeklerinin köle, kızlarının cariye yerine konmakta olduğu gibi hadiselerin insanlığı düşündürmediğine hayret ediyorum.

Biz insanlık ve medeniyetin uyanışını ve coşku içinde yaşayışının yerine 20. asırda müstemleke derdini yeterince çektik. Tarih bu hakkaniyetsizliğine ilelebet devam etmez. Allah'ın bizlere de bir lütfü vardır. Bazı insanlar bizlere ne kadar zulüm yaptılarsa Allah onları o şekilde cezalandıracaktır. Mukaddes kitaplarda O, "Ben dilediğimi yaparım, sizler göreceksiniz." demiştir.

Biz Çinliler  düşündüğü gibi kolayca yok edilebilecek ve onların daha önce yok ettikleri milletlere benzemeyiz. Çinlilerinkine benzemeyen saltanatlı tarihimiz var. Tarih bize zulümden kurtuluş fırsatını da verecektir.

Soru : Sizin bakış çerçeveniz içinde bulunan kaliteli eserler şimdide yazılıyor mu? Böyle eserlerin neşredilmesi imkanı ne kadardır? Çinlilerin dil ve yazımızı yok etme ihtimali var mı? Bizleri onlar gerçekten tarih sahnesinden yok edebilirler mi ?

Cevap: Evet yazılmaktadır.Alim Abdulşekür Memtimin'in "Turan Tarihi"(Eski Merkezi Asya), "Uygur Makam Hazinesi", "Kutadgu Bilig Hazinesi", "Uygur Felsefi Tarihinden Umumi Beyan", "Farabi ve Onun Felsefi Sistemi", "Uygur Taş Kemir Sanatı", "Uygur Tababeti ve İbni Sina" gibi eserleri Alim Turgun Almas'ın "Hunların Kısaca Tarihi", "Uygur Klasik Edebiyatı Tarihi","Uygurlar" gibi kitapları daha yakın ki yıllarda neşredildi.

 

Yine sayısız eserler yazılmaktadır. Böyle eserler normalde Uygur medeniyet katmanlarında şimdiye kadar sallantıda devam eden büyük meseleleri aydınlatma maksadıyla yazılır.Bu eserleri yazmakta olan yazarlarımızın kültürel seviyeleri oldukça yüksek olduğundan, Çin hükûmetine kolay kolay yakasını kaptırmazlar. Onlar halkımızın başkaları tarafından çarpıtılmış olan tarihini kamuoyundaki Rus, Arap, Grek, Çin gibi nüfuslu kaynaklar temel işinde ve yine de net olarak ifade edildiğinde Çinlilerin ecdatlarının düşmanlık nazarıyla atalarımız hakkında yazılıp bırakılan tarihi materyaller bol ve rengarenk yazma eserlerimiz vatanımız Doğu Türkistan'dan, özelliklede ecdatlarımız aynı devirlerde faaliyet gösteren Asya bürolarından yeni yeni zenginleşen arkeolojik buluntulardan ve halkımız arasında muhafaza edile gelen tarihimize ait değerli folklor zenginliklerinden faydalanıp bu günkü zaman tarih ilmi nazariyeleri ve gerçekleştirilmesine yönelik parıldayıp duran tarihimizi aydınlatmaktadır.

Bir milletin tarihi onun ecdatlarının geçirdiği haliyeti ruhiye, cemiyet ve medeniyet gelişimin o milletin millî  karakterinde ulaşılan kolektif anlayış birikimi olup, böyle teferruatı hadiseyi tatminkarlıkla aydınlatması veya vahşilikle yok etmek o kadar kolay bir iş değildir. Milletimizin yakın zaman tarihi geçirdiği rüzgar ve fırtınalı yıllardaki medeniyet hadiseleri, kanlı bedeller karşılığında elde edilmişse de, bu acı gerçek bir yandan milletimizi zulme karşı durabilecek İmân gücünü kuvvetlendirdi. Diğer bir yandan millî kültür işlerimizin bölge karakterini almış olarak kesintisiz gelişme göstermeye devam edeceği nazariyesini ortaya çıkardı. Sayısız kişilerde Çin'in milletimizi yok etmek için yürüttüğü terörist hareketlerden çok endişe duyup bilincini kaybedenlere rastlanılmaktadır. Bu durum gelecekte var olmak yada yok olup gitme hususundaki ümitsizliği beraberinde getirmektedir. O kadar telaşlanmanın yada psikolojik malubiyet içinde olmanın ve dünya alt-üst olurken nema lazımcı bir tavır sergilemenin yanlış olduğu bir gerçektir ve yanlıştır. Ne yapmak gerektiği konusundaki soruya heyecanlanmadan kulak verecek olursak Allah'ın iradesi ile yüreğimiz şöyle diyor Yüreğimizin bu tür hediyeleri özgürlük hareketimizin gidişatına bol miktarda ilham vermekten başka kültür alnımızda da nadir eserlerin aralıksız meydana gelmesine de sübjektif cihetten imkan hazırlamaktadır.

 

Bizim aydınlarımızın bu yükü oldukça ağır bir taraftan onlar halkımızı itekleyip yürümü konusunda tarihte görülmedik zorluklara göğüs gererken diğer yandan da teferruatlı olan ve kamuoyunda haber ve neşriyatçılık versiyonunun faydalı faydasız olan türlü tesirlerine uğramaktadır. Nasıl olursa olsun onlar halkının verdiği ak sütün hakkını vererek çalışmaktadırlar. Onların moralleri yüksek, iradeleri sağlam ümit varlıkları fazla. Eğer onlar Çin'in manevi cihetteki müstemlekesinden azda olsa kurtulmayı isteyseler kat kat zorluklarla dolup taşan  vatanımızda eser yayımlamayı istemeyip, bir kısım eserlerini vatan dışında yayımlamak için yazmalarda olur. Öyle olduğunda kalemini özgürce oynatmayı, yüreğindekini söylemeyi ve ideoloji alanındaki maksatlarımızı icraata geçirmek mümkün olurdu. Bir kısım aydınlarımız böyle yapmaktadır. Bir kısımları da dış ülkelerdeki bizim için faydalı olan bu işin on dağın ardındaki ve erişilmesi çok zor olan bir iş mi acaba diye düşünmektedirler. Bu kamuoyundaki durum ve içinde bulunduğumuz zamandaki haber teknoloji bilimlerini hafife almaktan başka bir şey değildir. (Onlar halkımızın severek okuduğu kitapları çok iyi biliyorlar. Eğer böyle kitaplar varsa onları halkımızın dış ülkelerdeki güçleri onu can diyerek neşreder.) Bundan başka bu tür eserlerin az da olsa vatanımızda neşredilme imkanı var; Fakat çok zor. Bir tane Uygurlara faydalı kitap çıktı mı Çin'in yardakçıları çok iyi bilirler.(Sır saklayamamaktan ibaret olan acizliğimizden düşmanlarımız kolayca istifade etmektedirler.) Çünkü, bir iyi kitabı yayımlama planına giriş için başta Uygurlardan oluşan:

1-mesul muharrirlerinin,

2- İş yeri sorumlusunun,

3-Bölüm sorumlusunun elemelerinden geçtikten sonra büyük bölümlerdeki yüksek unvandakiler, tanınmış siyasetçilerden oluşan yetkililerin katıldığı büyük toplantılar düzenleyip, listelenen kitapları neşretmeleri mümkündür, bu konuda günlerce tartışmalar yapılıp sıkı araştırıldıktan sonra seçilir ve ayırt edilir. Bu baskıda kitapların en kalitelileri elenir. 

 

Kalanlarını ise plana dahil edip, her bir kitap Çince arşivler tutturulur. Daha sonra elenen ve kar listedeki kitaplar ve seçilen şanslı kitaplar hakkında Çince tafsilatlı rapor yazılıp, neşriyat mesullerine yollanır. Tanınmış mütehassısların inceleyip montajlanmasından sonra başka dillerde konuşan milletlerin dillerinde kitap ve dergi yayımlayan büyük bölümlerin ve neşriyatının güçlü ve siyasî güce sahip başkanlarının terörist düzeyde açılan günlerce uzayacak toplantılarında kitaplar sıkı bir şekilde incelendikten sonra seçilir. Bu defa listeye giren ve onların başında kabullenmediği iyi kitaplar listeden silinir. Sonunda dört tür liste hazırlanıp, kitaplar Çince arşivlenip neşriyattan bir derece üstün olan neşriyat haber merkezlerine gönderilir. Onlar haber-neşriyattan gelen kitapların neşredilmeye hazır olan ve listedeki kitapları aylarca müzakere edip, eleyeceklerini çıkartıp, bir liste yaparak artık neşredersek olur, diyerek neşriyat bölümlerine gönderirler. Bunlar kitabın kaderinin belirlendiği birim ve büyük elemedir. Bundan geçtikten sonraki kitapların resmen neşredileceği değil, daha da ağır baskı ortaya çıkardığını, aşağıdaki ikinci baskı kitap,

1-Mesul muharririnin sıkı incelemesinden geçer,

2-İşyeri sorumlusu üzerinden görerek onaylar,

3-Malum bir üst unvandaki güvenilir diye bakılan kişi inceleyip onaylar,

4-Tahrir bölümün iki yada daha fazla başkanı  ayrı ayrı halde inceleyip onaylar,

5-Neşriyatın mesleki hizmetlerden sorumlu başkanı inceleyip taktir eder ve de fikrini yazar

6-Ondan sonra belli bir yönetime güvenilir diye bakılan fen mütehassısının görerek siyasî yönden onaylamasına, bir sorun çıkacak olursa cevap vermeye mecbur oluşu…

Bana bakın bir taraftan çatlamış komünist Çin hakimiyetinin teşkilat organları ortasındaki iç güven. İşte bu Çinlilerin BM Fen-Maarif teşkilatının yerli milletlerin kültürlerini koruyup kollama anlaşmalarına uyum gösterme mecburiyetinden kaynaklanan"güzel" akıbet…İşte bu sizin gönül vermekte olduğunuz millî kültürümüzün yaşaması için "büyük" faşist Çin hükûmetinin göstermekte olduğu gayretkeşliği (!) onlar neden bu kadar korkuyorlar? Elinde demirin kırığı bile olmayan halkımızdan mı? Yoksa çağımızdaki türlü hak ve hukuklardan mahrum olan aydınlarımızdan mı?

Bana göre onlar, her şeyden çok bizim uzak tarihimizden, kendilerininkine hiç benzemeyen millî kültürümüzden, rakiplerine tehdit olagelen güzel dinî inancımızdan, o kadar gayretlerine rağmen hiçbir desteği olmadığı halde değişmeyen millî birliktelik gücümüzden, var olmak için canını dişine takarak bir yol izlemekte olan gizli millî anlayışımızdan, yabancılara kolayca alt olmayan Uygurca tefekkür anlayışımızdan daha da toparlayacak olursak ölsek dahi Çinlilerin kanı ile birleşmeyecek olmaktan ibaret gerçekten daha çok korkarlar . Bu yüzden bizim neşriyat-habercilik yapılan iş yerlerimize zehir saçmak maksadıyla zarar vermektedir. Böyle bile olsa bir takım seçkin kitaplarımız çıktı, çıkıyor, çıkacak. Çin şu anda maarif yapısını değiştirip dil ve yazımızı yok etmek gibi suikastlarda bulunmaktadır. Böyle yaparsa yok edeceğim şeklindeki maksadına ulaşmak şöyle dursun kendisine daha da perişanlık getireceğini bilememektedir. Onlar suskun bir şekilde yatmakta olan kurt'un çenesini tırmalamaktadırlar.

50 yıldan beri Doğu Türkistan'da uğranılan mağlubiyetleri hatırlayamıyorlar. Bu hengamede bazı Çin'e Çin'in kendi dili vasıtasıyla Çinliye karşı durabilen, kendi milletini bu vahşi hükûmetin türlü ziyanlıklarından koruyacak aydınlarımız, devrimcilerimiz, meslektaşlarımız yetişti.

Çinlilerin bize neşretme imkanı vermedikleri sayısız kitapları neşretti. Ben onları okuduktan sonra gözüm açıldı. Neyin haklı neyin haksız olduğunu, kimin dost kimin düşman olduğunu ve neyin demokratik, neyin müstebitlik olduğunu anladım. Meydanım netleşti. Çin hükûmeti ne olan öfkem daha da büyüdü. Eğer Çin'in milletimize yönelttiği zulmü bu şekilde devam ederse onların Çin dilini mecburi kabul ettirecek okulların hapsi Çinlilere kalacaktır.

Halkımız türlü sebepler ve türlü zorluklar yüzünden çocuklarını okutmayacak, yada okutmayacaktır. Bunun sebebi şöyledir:

1-  Şartları müsait olan insanlarımız bin bir zorlukla büyüyecek bir çocuğu Çinli olarak yetiştirmeyi istemezler.

2-  Halkımız iktisadi yönden çok sert bir şekilde talan edildi. Bu durumda  dahi, çocuklarını yüksek tahsile verme şartlarının karşılığını ödeyerek okutamazlar.

3-  Eğer bazı evlatlarımızı Çin dilinde eğitse, sonunda kendisinin yenmesi zor olan daha da güçlü rakiplerini yetiştirip çıkartırlar. Onlar halkımızın kazanç da elde ettikleri cerahatti evlatlarımıza, ne kadar çaba sarf etseler de unutturamazlar.

4-  Bizim kültür ve ananelerimiz tefekkür şeklimiz Çin dili maarifini tabii olarak dışlarlar…İşte bu tür bir takım sebepler yüzünden Çinlilerin karanlık niyetleri adeta "Beş yılda İngiltere'den, On yılda Amerika'dan daha ileri gideriz." demesi gibi ham hayal olarak kalır.

Onlar Hoten'de Uygurları Çinlileştirmek için bir plan yapıp, Çinlilerle Uygurları karışık okutacak sınıflar açmışlardı. Ummadıkları şekilde Çinliler uğraştığından o sınıfları kapatmak zorunda kaldılar. Çinliler neden Rusların tecrübesini kabul etmiyorlar. Rusların Batı Türkistan bölgesinde yürüttükleri Ruslaştırma politikası sonunda ne oldu? Objektif gerçekçilikle uyuşmayan ve kötü niyette yürütülen her türlü hareket, o hareketin objektifliğini bir süre zarara uğrattıysa da sounda kendilerinin ödedikleri kat kat fazla bedeller köpük misali kaybolup hasret ve pişmanlıkları koyacak kap bulamazlar. Çin hükûmeti hata yaptı. Kendisi kendisine sıkıntı peydah etti.

Onlar daha büyük stratejilerde yenik düşerler;Çünkü, alıştıkları iptidai tefekkürleri ile hüküm verip dünya gerçeklerinden uzaklaşmaktadırlar. Böyle olduğundan "Altımda pantolonum yok, adım inci sultan!" diyerek zayıf milletleri silah gücü ile talan ederek topladıkları zenginlikleri dilenci gibi saklayıp, dünyanın bir çok ücra köşelerinde kendisinin vahşiliğini maskeleyip görünmelerine rağmen dünya kamuoyunda fazla itibarları yoktur. Bazı zayıf ülkelerin paralarını alana kadar "Seninki doğru!" deyip, paralarını aldıktan sonra "Seni görmedim." demelerinde bu cümledendir.

5-  Toplayarak olursak Çin hükûmeti uygurlara yönelttiği terörist politikasını evirip çevirseler de hepsi aynıdır. Kendilerinin bekledikleri gibi netice alamayacaklarını yakın zaman sonra anlayacaklardır. Onlar muhakkak halkımıza uyguladıkları zulümleri için çok ağır bedel ödeyeceklerdir. Kamu vicdanındaki yargılamalarda kınanacaklar. Bizimde kanlı günlerin intikamını alacağımız vakitler gelecektir. Dünyada sona ermeyen gece, atmayacaktan yoktur. Onlar sonunda tarihi yasalar önünde, dünya halkına, dert çeken milletimize diz bükmeye mecbur olacaktır.

18.05.2002


© 2003 Doğu Türkistan - ETIC.  Her Hakkı Saklıdır. Son Değişiklik: 12/04/2003 11:35   Hazirlayan: Karakash