M.Ö.220 ~

E-mail

DOGU TÜRKISTAN

İnsan Hakları İhlalleri

Çinli Göçmen Yerleştirilmesi

Dünya sömürge tarihine göz attığımızda görürüz ki , sömürge durumuna düşmüş hiçbir millet , sömürgecilere  ve ırkçılara karşı verdiği mücadele ile yok olup gitmemiştir. Ancak sömürücülerin asimilasyon uygulamaları yoluyla yok olmaya yüz tutmuş birçok  millet vardır. Sömürgecilerin bu amaca ulaşmak için kullandıkları en güçlü yöntemin göçmen (yerleşimci) transferi olduğunu tarihten ve günümüzdeki örneklerinden  müşahade etmekteyiz. Sömürgeciler göçmenleri kullanarak yerli milletin kültür, eğitim,  iktisat,din, ekonomi hayatı gibi alanlarına direkt etkide bulunarak kendi değerlerini  dayatırlar. Böylece yerli halkın dini ve milli duyğularını tamamen yok etme uhdesini  güderler.

Çin'i inceleyelim. Durumun en canlı örneği: Çin'de yüzyıllarca  hükümranlık " Mançu" lardır, ismi var cismi yok çünkü onlar Çin medeniyeti içerisinde eriyip gitmişler, milli  benliklerini kaybetmişlerdir.Şayet onları Çin'in içine dağılmayıp Mançurya'da kalıp    atalarından kalan kültürün laiki ile mirasçısı olabilselerdi tıpkı Tibet ve D.Türkistan'lılar gibi  milli benliklerini muhafaza edebilirlerdi.

Pratikte de durum böyle. Çin'in hangi bölgesi daha az göçmenin istilasına maruz kalmışsa o bölge halkının milli ve dini duyguları aynı oranda güçlü olmuştur.

Bugün  D.Türkistan'da  da aynı durumu görüyoruz. Çin'li göçmenlerin  sayısının fazla olduğu bölgelerle az olduğu bölgelerdeki Uygurların, milli ve dini değerlere sahip çıkma  hassasiyet gösterme açısından oluşan fark ciddi boyuttadır.

Örneğin D.Türkiatan'da Çin'li göçmenlerin sayısının en fazla olduğu şehirlerden biri olan Urumçi'de Uygurların önemli bir kesmi içinde Çin kültürü benimsenmeye başladı.  Özellikle bir kısım Uygur gençleri ulusal kıyafet giymeyi ve milli yaşama biçimini ayıp saymaya başladılar. Hatta kendi aralarında Çin'ce konuşmakla övünür oldular, dini duyguları (İnanışları) güçlü olan kimseleri küçük görmeye başladılar. Günlük hayatta  Çin'lileri taklit ediyorlar. D.Türkistan'ın güney bölgelerinden çalışmak için Urumçi'ye gelen  insanları küçümsüyor, dışlıyorlar. Bir Çin'li gördüklerinde ise saygıda kusur ketmemek  için halden hale girecek kadar zavallı olmuşlar. Kimi Uygur kızlarının giyim ve makyajı    öyle bir reddeye ulaştı ki, onların Uygur mu, Çinli mi olduğunu bilemessiniz. Bu  saydıklarımız Çin asimilasyonunun en ağır sonuçlarından bazıları.

Çinli göçmenleri sayısının az olduğu Hoten yada Kaşgar'a baktığımızda dini ve milli özelliklerin ne kadar sağlam korunduğunu ilk anda hissedersiniz.

D.Türkistan'ın sömürge sürecine  göz attığımızda, D.Türkistan halkına acımasızca  etnik temizlik uygulandığını görüyoruz. 

Ancak müstemlekecilerin hiçbiri D.Türkistan'a geniş çaplı göçmen yerleştirme  yöntemi uygulamamış, askeri güce dayalı hakimiyet kurma girişimiyle yetinmişlerdi. Bu  nedenle, Uygurlar sayısız kurban vermiş olsada milli miraslarına sahip çıkmışlar, dini duyğularını korumuşlar ve milli benliklerini bir bütün halinde bu güne getirebilmişlerdir. Komunist Çin devreye girince vaziyet tamamen değişti. Sovyetler Birliğinin Orta Asyadaki  Türk cumhuriyetlerine çok sayıda rus göçmen göndererek asimile  etme politikasından  ilham alan Çin hakimiyeti, silah kullanarak bir milleti yok etmenin imkansızlığını, dünya  komuoyunun da buna izin vermeyeceğini hesaba katarak büyük göçmen dalgaları ile Uygurları boğmayı düşündü.

Bu noktada şunu da eklemeliyim: D.Türkistan'a komşu olan Kazakistan, Kırgızistan  gibi cumhuriyetlerin bugünkü durumuna baktığımızda bölge halklarının Rus  asimilasyonundan ne kadar etkilenmiş olduklarını ap açık görebiliriz. Bağımsızlıklarını  kazanmış olmalarından 10 yıl geçmiş olsa da, onlar hala Rus kültürünün etkisinden  kendilerini kurtarabilmiş değiller.

Rus asimilasyonundan en çok etkilenmiş olan Kazakistan'dır.bu gün kazaklar milli ve dini duyğularını kaybetme aşamasındadır, hatta çok sayıda ki kazak genci ana dilini unutmuş durumdadır. Rus kültürü Kazakistan'ın her yerinde güçlü bir hakimiyet tesis ettiğinden Kazakistan görünüşte her ne kadar bağımsız olursa olaun kazak halkı kendine  hala " sömürülen ülke" vatandaşı gibi düşünmekte hissetmektedir.

Kazakistan'ın yeni geçmişini incelediğimizde Sovyetler Birliği ile Çin hakimiyetinin sömürge topraklarında göçmen yerleştirme uygulamalarının birbirine ne denli çok  benzediğini görürüz.

2.717.300 km² yüzölçümüne sahip Kazakistan'ın bugünkü nüfusu 16.646.000  Nüfusun %39,7'si Kazak, %37,8'i Rus, %5,8'i Alman, %5,4'ü Ukrayna, %1,1'i ise Beyaz Rus'tur.

Genel nüfusun %2'sini teşkil eden Özbekler ile %1,1'ni oluşturan Uygurları hesabın dışında tuttuğumuzda Kazakistan'da yaşayan Türk soylu diğer  milletlerin toplam nüfusa  oranı %2'yi bile ancak bulur. Hasılı, Kazakistan'da  yerli nüfus, toplam nüfus içerisinde az paya şahittir. Rus, Alman, Ukrayna,Belarus, Koreli, Leh, Yunan, Moldovalı(Rumen), Ermeni ve Yahudi gibi farklı milliyetlere mensup göçmenlerin oranı %57 ; Kazak,  Özbek,Tatar, Uygur gibi Türk soylu milletler kalan % 47 'sini oluşturmaktadır.

Çin hakimiyeti önceleri göçmen yerleştirmeye pek o kadar ömen vermemiş olmasına rağmen, Rusya bunun tam aksi yönünde bir uygulamaya ortaya koyarak, Kazakistan'ıda  içine alan Batı Türkistan'ı bütünüyle istila ettiği XIX. yüzyılın ortalarından itibaren bu bölgede planlı biçimde göçmen  yerleştirme işlemlerini yürütmüş ve 1952 yılına kadar  sistemli olarak devam ettirmiştir.

Rus'yada patlak veren (1914-1926 ) iç savaşlar sürecinde Batı Türkistan'a göçmen yerleştirmeleri askıya alınmışsa da , Rusya hakimiyeti ele geçiren Komunist Sovyet otoritesi, Çarlık döneminin uygulanmasını 1926'dan itibaren yeniden hayata geçirdi.

Rus İstatisliklerine  göre 1897 yılında Kazakistan dahil olmak üzere Batı  Türkistan'ın toplam nüfusu 10.846.800 idi. Bu nüfus içerisinde Rusların oranı %7 civarındaydı. 1926 yılında, Rus göçmenlerinin oranı %20'ye, 1959'da %32,2'ye, bugün ise %53'e ulaşmış durumdadır. Rus (ve diğer yabancı unsurlar) nüfusun yerli halktan fazla olmasına rağmen   bağımsızlıktan bu yana taraflar arasında büyük çaolı sürtüşme yada çatışma  yaşanmıştır. Bilakis, yerli halk ve diğer unsurlar omuz omuza vererek Kazakistan'ı   yeniden inşa etmenin mücadelesini verir olmuşlardır. Bu durumun birinci sebebi: Hem  Çarlık dönemi Sovyet dönemi Rusyasının izlediği tutumdur. Ruslar göçmen yerleştirmede    uygun şartlar, imkanlar hazırlamış, göçmenleriyerli halkın yoğun biçimde yerleştiği  alanlara yönlendirmişler. Yerleşim merkezlerinin etrafında yeni şehirler, köyler, pazarlar   kurarak göçmenler için iskaniş gıda ihtiyaçlarını gidererek altyapı sorunlarını önceden   planlamışlar ve uygulamışlardır. İlk gelen göçmenler sonrakiler için ortam  hazırlamışlardır. Yerli halkın kurulu düzenine zarar verilmeyince onlarda göçmenlere karşı  kinlenme meydana gelmedi.

İkinci sebep: Rusya göçmenleri hiçbir zaman Çin göçmenleri gibi otorite ile birleşip  yerli halka zulmetmeye çalışmış olmamasıdır.Bunun yerine tarafsız kalmayı tercih etmişlerdir.

Üçüncü sebep: Sovyetler, yerli milletlere Rus kültürünü empoze etmeye amaçlamış olmasına rağmen iktisadi yönden Rus göçmenleri ile yerli halklar arasında ayrım yapmamış, dengeli bir kalkındırma politikası uygulamıştır.

Dördüncü sebep: Rus göçmenlerinin bilimsel, külürel seviyesinin üst düzeyde  olması, yerli halkın onlara ısınmasını sağladı.

Saydığımız bu etkenler Orta Asya Cumhuriyetlerinde Rusya göçmenleri ile yerli halk arasında sürtüşmeleri engellemiştir. 

Ancak Çin'in etnik farklılık arz eden bölgelere göçmen yerleştirme uygulamasını  inceleyecek  olursak şunları görürüz: Göçmen yerleştirme yöntemi, göçmen sayısı,  kültür seviyesi, göçmen gruplarının yapısı, alt yapı sorunları;  siyasi iktisadi, sosyolojik  açılardan göçmenlerle yerli halk arasında yrütülen pölitikalar  yönünden  Çin yönetimi   sabık  Sovyetler Birliği'nin uygulamalarından oldukça fazla faklılık  göstermektedir.

Çin'in  D. Türkistan'da göçmen yerleştirme uygulaması resmi olarak  1949 da  başladı. O yıldan önce Çin'li göçmenlerin sayısı - askerler dahil olmak üzere-   400.000 civarında idi. Bugün 7.000.000'a ulaşmıştır.

Halihazırda D.Türkistan'da Çin'li göçmenlerin sayısının artmasında parelel olarak, yerli halk ile Çinliler arasında kin ve nefrete dayalı gerginlik gün be gün artmakta, buna  bağlı etnik çatışmaların şiddetlenerek arttığı dünya komuoyu tarafından bilinen bir gerçek    D.Türkistan'daki bu gibi durumkar sadece dış dünyada faaliyet göstermekte olan Uygur  teşkilatları değil; dışarıdaki demokratik Çin'li teşkilatlarını da endişeye sevketmektedir.  Özellikle Doğu Timor'un bağımsızlığını kazanması esnasında yaşanan iç çatışmalar ve   etnik kavgalar hem D.Türkistan teşkilatlarına hem de demokratik Çinli teşkilatlarına "   Doğu Türkistan'daki Çinli göçmenler meselesini"artık ciddi biçimde ele almak gerektiğini  hissettirdi.

Bilindiği gibi geçen yıl Endonezya sömürgesi olan Doğu Timor halkı BM'nin onayı ve denetimi ile ulusal bğımsızlığını ilan etmişti.Ancak D.Timor'da yaşayan Endonezya göçmenleri, Endonezya hükümetinin güdümüyle geniş çaplı silahlı çatışmalar çıkararak  bir anda bölgeyi kan gölüne çevirmişti. O kadar ki D.Timor'da bulunan BM görevlileri dahi    can güvenliklerini korumakta  zorlanmışlardı. Endonezyalı göçmenler sayıları az olmasına  rağmen hükümet tarafından gizlice silahlandırılmış ve yardım görmüştü, bu sebeple  silahsız ve korumasız kalmıştı. Öyle ki, çatışmalar sırasında D.Timor ulusal direniş önderleri bile canlarını kurtarmak için çareyi Avusturya'ya kaçmakta bulmuşlardı.

Toparlamak gerekirse, Doğu Timorlular  D.Türkistan ve benzeri  sömürge ülkelerindeyaşayan milletler için çok anlamlı bir savaş verdiler. Şu anda D.Türkistan'da  yerli halk ile göçmenler arasındaki ciddi gerilim; Tibet ve D.Türkistan gibi bölgelerde komunist ideoloji ve Çin Komunist Partisinin uygulamalarına yavaş yavaş göstermekte baş kaldırırlar, ilerde Çin'de komunist hakimiyeti kaldırma, demokrasiyi getirmek için  kavga veren dış ülkelerdeki Çin demokratik güçlerini şimdiden endişeye sevkediyor.

Eğer dışarıda faaliyet gösteren demokratik Çinliler ile D.Tüekistan'da yaşayan Çinli göçmenler mukayese edilecek olursa, kişilik ve dünya görüşü açısından aralarında önemli farklar olduğu görülür. D.Türkistan'daki göçmenler kendilerini sıradan Çin vatandaşı    olarak değilde; Çin otoritesinin temsilcisi olarak görmekte ve Çin hakimiyetinin  D.Türkistan halkına uyguladığı zulme bilfiil iştirak etmektedirler.Bu yüzden D.Türkistan   halkı çin otoritesine duyduğu nisbette Çinli göçmenlere de nefret beslemektedir. Nitekim, doksanların başında Çinliler arasında " Gongsendang sadece  Sincang'da kaldı." şeklinde  söylemler dile getirmeye başlandı. Dışarıdaki demokratik Çinli hareketlerinin    önderlerinden Wei Jing- Shing, Lou Hong Da, Yeng Ja- Ki, Qi-mo gibi isimler, Uygur    teşkilatlarının sorumluları ile bir araya geldiklerinde meseleyi tekrar tekrar görüşmüş ve meselenin bir an evvel fark halledilmesi gerektiği yönünde fikir beyan etmişlerdir. Bu yıl    Cenevre'de toplanan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komutesi'nin 56. toplantısında  Wei   Jing- Shing, Uygur vekillerle buluşmasında sırf bu konu hakkında bir saate yakın  görüşmüş, fikir alış verişinde bulunmuştur. Toplantıda " Dünya Uygur Gençleri kurultayı"  nın temsilcileri, Wei Jing- Shing başkanlığındaki Çin heyetine,  D.Türkistan'daki etnik  karşıtlıkların ilerlemesinde etkili olan önemli amilleri aşağıda sıralayacağımız birkaç  başlık altında özetledi.

1. Çinli Göçmenlerin Sayısının Hızla Artması 

1949 yılında Komunist Çin'in D.Türkistan'ı istila etmesinden önce, bölgedeki Çinli  göçmenlerin sayısı ancak 400.000 civarında idi, bu günse bu sayı 7.000.000 yaklaşmış  durumdadır.(Çin'in resmi istatisliklere göre ) D.Türkistan'da yerli halk göçmenlerin  sayısının artmasına paralel olarak ikdisadi açıdan giderek daha zor durumlara    düşmektedir.Ekim-dikim yapılacak toprak, konut, istihdam, üretim, esnaflık ve diğer  maddi alanlarda Çinli göçmenlerin ağır müdahale ve yaptırımlarıyla karşı karşıya  kalmaktadır. Örneğin: Çin Hükümeti D.Türkistan'ı " Toprağı geniş, zenginlikleri    bol"sloganıyla vatandaşlarına pazarlamakta iken; aslında Kaşkar, Atuş, Hoten gibi birçok bölgede çalışan kişi başına düşen ekilebilir toprak miktarı 1 mo'yu bile bulmamaktadır.hal  böyleyken bu bölgelere yerleştirilen Bing Tüenli Çinliler sahip oldukları ekilebilir toprağı   işlemekte güçlük çektiklerinden, Çin'in iç bölgelrinden ücret karşılığı tarım işçisi getirip   istihdam etme yoluna gitmektedirler.bunların dışında işsizlik,  iş güvenliği, sosyal  güvenlik gibi konularda da yerli halk ile göçmenler arasında çift standart uygulanması gibi   sebebler tarflar arasındaki gerginliği tırmandırmaktadır.

2. Çinli Göçmenlerin " Büyük Çin İdeali"

Komunist Çin hakimiyetinin teşvikiyle D.Türkistan'daki göçmenlerin "Büyük  Çin"  ideali git gide güçlenmekte ve yerli halka ikinci sınıf insan muamelesi yapmaktadırlar. Bu  tutum nedeniyle göçmenlerin yerli halkın geleneklerine saldırmaları, onları her alanda hor  görmeleri,her fırsatta alay etmeleri sıradan olaylar halini aldı.

3. Çinlilerin Yerli Halkı Katletmesi

Komunist Çin otoritesinin şovenist propagandalarıyla cesaretlendirilen göçmenler,  kendilerininormal bir vatandaşdeğil de yerli halka nezaret etmekle yükümlü bir nevi gardiyen  görmektedir. Bu yüzden, yerli halkın Komunist hakimiyetinin zulümlerine karşı giriştiği her ayaklanmada, D.Türkistan'daki Çinliler hemen silahlarını çekip Çin askeri ya da polisin safına  geçmekte, silahsız yerli halkın üzerine ölüm kusmaktadırlar. Çin  otoritesinin uyguladığı toplu tutuklama ve bastırma hereketlerinde en ön safta yer  almaktadırlar. D.Türkistan'da patlak veren " Barın olayı", " Hoten olayı", " Gulca olayları"   gibi ulusal ayaklanmaların bastırılmasında Bing Tüen  " karmak" ındaki  ve Yeza İgikil 5.    bölgesinde konuşlanmış " halk askerleri" ve Kaşgar'daki Çinlilerden oluşan " halk  askerleri" operasyonlarda bilfiil yer aldılar. Yeza İgilik 4. bölgenin halk askerleri   operasyonların başından sonuna kadar olayın içinde oldular. Modern teknoloji ürünü ağır   silahlarla donanmış Bing Tüenli halk askerleri, Golca olayları sırasında (8 Şubat 1997 )   şehirde geçit resmi düzenlenmiş yerli halka gözdağı vermeye çalışmıştır. Böylesi olaylar  D.Türkistan'daki etnik gerginliğin tırmanmasına sebep olan en önemli etkenlerdir.

Tabii ki bu saydıklarımızın dışında da siyasi, ikdisadi, sosyolojik, eğitim, kültür ve  kanuni düzenlemeler gibi bir çok  noktada D.Türkistan halkıyla Çinli göçmenler arasında etnik çatışmaları tırmandıran sebepler mevcuttur.

Çin Demokratik Hareketinin önderi Wei Jing- Shing de Cenevre'de Uygurlarla gerçekleştirdiği sohbette; Uygur temsilcilerinin de Türkistan'da yerli halkla göçmenler  arasındaki sürtüşmenin artmasının temel nedenleri hakkında ki tespitlerine bütünüyle  katıldığını dile getirdi. Ayrıca bu durumun ortaya çıkmasında bütün sorumluluğun    komunist Çin hakimiyetine ait olduğunu da ekledi.Wei Jing- Shing sözlerine şöyle devam  etti: " Dış Ülkelerdeki Demokratik Çin Teşkilatlarının D.Türkistan, Tibet gibi bölgelerdeki siyasi hakların daha yakından takip edileceğini ve bundan sonra bu bölgelerde Çin   Demokratik Hareketini canlandırmak için çalışacaklarını önemle vurguladı." 

Wei Jing- Shing'in D.Türkistan'daki ayaklanmalara verdiği destek de kayda değer.  Kendisi 1999'da Almanya'da ve bu yılın nisan ayında Cenevre'de Uygur temsilcileri ile  biraraya geldiğinde şunları dile getirdi: Ne yazık ki D.Türkistan gibi << Az Nüfuslu Milletler >> in yaşadığı bölgelerde komunist Çin hakimiyetine karşı gerçekleştirilen    hareketler iki başlık altında toplanabilir. Birincisi, bu bölgelerdeki yerli halktan kendi  kaderini tayin etme hakkını elde edebilmek için verdiği ulusal mücadelelerdir. İkincisi, <<  Az Nüfuslu Milletler>> bölgesinde yaşayan Çinlilerin demokratik özgürlükleri ve haklarını  elde edebilmek için verdikleri mücadelelerdir. ( Görüldüğü üzere böyle bölgelerde    yaşayan hem yerli halk hem Çinli göçmenler aynı amaç için mücadele    vermektedirler.Ç.N).* Ancak komunist Çin hakimiyetnin kışkırtmalarıyla mezkûr bölgelerde yerli halklarla Çinliler arasında sürgit zıtlıklar ve sürtüşmelerin devam  edegeldiğini; bu yüzden bu iki tip mücadele arasında çok büyük farklar vardır. Biz, onların  güçlerini birleştirmesi ve koordineli hareket etmesi için çaba sarfediyoruz.

Wei Jing- Shing'in fikirlerinden anlaşılıyor ki, Çin demokratik güçleri << Az Nüfuslu  Milletler >> bölgelerinde ki Çinli göçmenleri Çin hakimiyetinden ayırmak ve bu yolla zorba   hakimiyete ağır bir darbe vurma amacını gütmektedir.

Wei Jing- Shing'in bu bölgelerde ki silahlı mücadeleler hakkındaki değerlendirmeleri  de oldukça gerçekçi kabul edilebilir: << Az Nüfuslu Milletler>>  bölgelerinde yaşayan  insanların içinde bulundukları şartlar gözönüne alındığında onların değişik mücadele metotlarını tercih ettiğini görüyoruz. Bu yüzden D.Türkistan'da komunist Çin hakimiyetine  karşı kullanılan  << silahlı mücadele yöntemi >> meşru bir yöntemdir. Bu tarz  mücadeleler sadece D.Türkistan'da değil Çin'in iç ülkelerinde de verilmektedir. Ben,  kavga veren milletlerin verdikleri mücadelelerde hem birbirine yardım etmelerini hem de kendi aralarında uzlaşma sağlayarak savaşlarına devam etmelerini ümit ediyorum.    Milletlerin kendi kaderini tayin etme hakkı en temel haklardan biridir.Eğer Çin'de  demokrasi hekim olursa sadece D.Türkistan halkı değil Çin'de yaşayan tüm milletler  kendi kaderini tayin hakkına sahip olacaktır. Bu, Çin demokratik hareketinin temel prensiplerindendir.

Dışarıda faaliyet gösteren demokrat Çinliler her ne kadar yukarıdaki görüşleri dile getiriyorlarsa da D.Türkistan'da yaşayan Çinli göçmenlerin demokratikleşme ve bu  sayede D.Türkistan ve Tibet gibi bölgelerde ki etnik çatışmaları gidermek için hiç çaba  göstermiyorlar. Aslında bu demopkratik Çinli teşkilatlarının D.Türkistan ve Tibet benzeri  bölgelerde yaşayan Çin vatandaşlarına yönelik sevklendirmeler, bu bölgelerde ki Çinli göçmenlere << İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin >> ön gördüğü demokratik  fikirlerini reddetmesini, göçmen yerleştirme politikaların kurbanı olmamalarını, yerli halkın  insani haklarına ve geleneklerine saygı göstermelerini özendirip teşvik etmesi gerekirdi. 

Bilindiği gibi Çin'de demokratik hareketler her geçen gün daha da güçlenmektedir. Fakat bu hareketlerin D.Türkistan ve Tibet gibi benzeri bölgelerde henüz etkisi yoktur.

Bilakis, bu bölgelerde yaşayan Çinli göçmenlerin komunist ve şovanist fikirleri  gittikçe güçlenmektedir. Öyle ki bu bölgeler komunizmin kalesi olmuştur. Bu durum  demokratik Çin hareketi için çok büyük bir sorun olarak ortada durmaktadır. Eğer Çin demokratik güçlerinin bu bölgelerdeki Çinli göçmenlere yönelik- bugünden  itibaren- sistemli bir eğitim tatbik etmemesi halinde; Çin'de demokratik bir yönetim hakim    olduğunda D.Türkistan ve Tibet gibi bölgelerde dünya barışını tehdit eden büyük çaplı etnik savaşlar hatta bölgesel  iç savaşların patlak vermesi ihtimali çok kuvvetlidir.

Dış dünyada faaliyet gösteren Uygur teşkilatları, bu tehlikeyi daha önceden fark ettikleri için bazı tedbirler almışlardır. Uygur halkları tarafından genel kabul görmüş olmasa da bütün Uygur teşkilatları kendi nizamnamelerin de Uygur halkının gerçek düşmanının Çin halkı olmadığını müstebit ( zorba ) komunist Çin hakimiyeti olduğunu söylemektedir. D.Türkistan halkının kendi kaderini belirleme hakkına saygı gösteren bütün demokrat Çinlilerle yardımlaşabileceğini dile getirmektedir. Uygur teşkilatlarının böyle düşünmesinde 90'lı yıllardan sonra dış ülkelerde ki bazı demokratik Çinli örgütlerin D.Türkistan ve Tibet gibi bölgelerdeki ulusal haraketler hakkında bazı olumlu fikirlerini açıklamaları önemli rol oynamıştır.

Mücadele içindeki bazı insanlarımız : " Çin hakimiyeti öteden beri D.Türkistan'a yönelik << parçala yönet >> politikasını uygulamaktadır. Öyleyse biz de Çin'e karşı aynı yöntemi uygulamalıyız. 1 milyar 300 milyon Çinlinin hepsini kendimize düşman edinmemeli; otorite ile halkı, rejim yanlılarıyla sıradan vatandaşları, halkımıza yakınlık gösteren demokratik Çinlilerle komunist hakimiyetin yaltakçılığını yaparak Uygurlara ceza verenleri birbirinden çok iyi ayırıp ona göre politika geliştirmemiz gerekir." demektedirler.D.Türkistan'daki Uygur teşkilatlarıda bu düşünceyi halkımıza sindirmeye çalışıyor. Şayet vatan içindeki milli güçlerimiz, Çin hakimiyetini teşvik ettiği gibi ve bütün Çin vatandaşlarına cephe alma  siyasetini takip etseydi her gün binlerce Çinli göçmen hayatını kaybederdi. 

Çin hakimiyeti D.Türkistan'daki Çinli göçmenleri rejimin çıkarları doğrultusunda  kullanmak için D.Türkistan'daki milli haraketlerin yöntem ve içeriğini saptırarak, bazı    büyük ayaklanmalarda  hayatını kaybeden üç beş Çinlinin cesedi üzerinde propaganda    yaparak Çinli göçmenlerin yerli halka olan kin ve nefret duygularını tırmandırmaya çalıştı.  Örneğin; 1997 yılındaki Golca olaylarında yüzlerce masum Uygur hayatını kaybetmişti.  Çin hakimiyeti olayların patlak vermesinden  bugüne kadar Golca bölgesindeki Uygurları  tutuklamaya ve ölüm cezasına mahkum etmeye devam etmektedir.

Çin hakimiyeti ne iç ne dış propagandalarında Golca olaylarında hayatını kaybeden  günahsız Uygurlardan hiç bahsetmemiştir. Aksine, olaylar esnasında yüzlerce Çinlinin << etnik ayrılıkçılar >> tarafından zalimce katledildiğini iddia ederek hem Çin vatandaşlarını hem de dünya komuoyunu yanıltmaktadır. Gerçekte bolca  olaylarında ölen Uygurların sayısı Çinlilerinkinden kat kat fazlaydı. Örneğin " Sinjiang Uygur Otonom Bölgesi  Partikom Araştırma Ofisi"nin raporunda " Sinjiang 'ın Etnik Bölücülüğe Karşı Mücadele Tarihi" adlı kitapta Golca olaylarında ölen Çinlilerin sayısı yedi kişi olduğu belirtilmiştir.Yabancı haber ajansları bu olaylarda ölen Uygur sayısının  dörtyüz kişi civarında olduğunu tahmin etmekteler. Yakınlarda Golca'dan kaçıp Almanya'ya gelerek sığınma başvurusu yapan Abduşükür adlı Uygur'un ifadesine göre; bugünlerde Golca'da  Çin hakimiyetinin organize etmesiyle Çinli göçmenlerin ve askerlerin, mangalar halinde ekipler kurarak Uygurları tolpu halde dövme olayları sıklaşmıştır.Çin hükümeti Çinli göçmenleri sorguya çekmek şöyle dursun nefsi müdafaa eden Uygurları " etnik bölücük  yapmak suçundan" sorguya tâbi tutmaktadır.

Toparlarsak; Çinli göçmenler D.Türkistan'daki bütün zıtlaşma ve itilafların yegâne sebebidir. D.Türkistan'daki Çinli göçmenlerin sayısının artmasına paralel olarak Çin hakimiyetinin yerli halkı asimile etme çalışmaları hızlanmaktadır. Hatta bu Çinli göçmenler D.Türkistan'ı da içine alan bütün Orta Asya'nın geleceği için çok ciddi bir tehlikedir. Bu nedenle hem demokratik Çinli güçleri hem D.Türkistan milli hareketi güçleri bugünden  itibaren Çinli göçmenler meselesini çok dikkatle ele almak gerektiğinin bilincindedir. Bunun yanısıra D.Türkistan'daki Çinli göçmenler meselesi öteden beri dünya  komuoyunun dikkatini çeken bir konu olmuştur.                   


© 2000 Doğu Türkistan - ETIC.  Her Hakkı Saklıdır. Son Değişiklik: 27/07/00 13:02    Hazirlayan: Ötüken.Net